AIDS, cinsiyetçilik, ırkçılık

aids

Enver Atamer, Kıbrıs Postası gazetesindeki köşesinde yazmış: Kıbrıs’ta bir kadının, erkek arkadaşı üzerinden HIV virüsü bulaştıktan sonra depresyona girerek 11 erkekle yattığı haberi yayılıyor ve bu haber üzerinden başta sosyal medya olmak üzere kadına, HIV pozitifli insanlara ve Afrikalılara karşı o çok bilinen ayrımcılıklar alıp başını gidiyor.

Yazıyı aktarıyoruz. 

NİJERYALI

Enver Atamer

Geçen hafta birçok internet gazetesinde ve birçok Facebook statüsünde Nijeryali erkek arkadaşı tarafından kendisine AIDS virüsü bulaştırılan KKTC vatandaşı bir kadının depresyona girip 11 erkekle (tahmini) olarak yattığı ve bu kişlere HIV virüsü bulaştırdığı haberleyi yayıldı. Özellikle iki Facebook statüsü ve altına yazılan yorumlar olayın özünü ve üzerine gidilmesi gereken boyutunu göremediğimizi ve bu konunun da Kıbrıslı Türk modernite filtresine takıldığını gözler önüne seriyor. Her iki statüyü hem dili hem cinsiyetçilik hem de ayrımcılık kokan nüansları ile eleştirme ihtiyacı hissettim. Konunun haklı tarafları olmasına rağmen benim kendi düşünsel irdelemem olayın çok daha küçük öğelere indirilip kadın bedeni, kadının cinsel bir ihtiyaç objesi olarak metalaştırılması ve belli bir ırk/renk/etnik gruba dayalı ayrımcılık öğeleri içerecek şekilde yansıtılması ve gerçek olarak vermek istediği mesajı çarptırarak vermesi sorunsalı vardır.

Toplumsal cinsiyete dayalı roller kadının metalaştırtılmasını, bir cinsel zevk ve haz objesi haline gelmesini ama bir yandan da kadını “zayıf cinsiyet” olarak sunmaktadır. Ataerkil ve heteronormatif erkeklik söylemi ve düzeneği içerisinde kadın ve diğer azinlik cinsiyetler zayif, güçsüz, pasif olarak sunulmaktadır. Erkek güçlü egemen, cinsel üremeyi sağlayan ve aktif olan bireydir. Kadın temsili cinsiyete dayalı, seksiliği, cinselliği ve de erkeğin erilliğini tatmin eden bir zevk aracı oldugunu vurgulamakta böylece kadın tek tipini her defasında yeniden üretmektedir. Bu da kadını bir yandan “üreme” odaklı bir rol ile sınırlandırmakta diğer yandan da kadını “ erkeğe ait” bir eşya ve “ edebli mahrem” bir obje haline indirgemektedir.

Durum böyle olunca da bedensel terbiye ve beden aidiyeti / kontrolü erkek ve toplum tarafından yapılmakta ayrıca “cinsel özgürlük” sadece erkeğe ait erkekler tarafindan yasanabilen bir sosyal olgu olarak algılanmaktadır. Bu da kaçınılmaz bir şekilde seksi “ tabu, yasak” olarak yansıtmaktadır.
Bu tahakküm ve cinsiyetçilik bazlı toplumsal hegemenon zincirler kadının aslinda kendine uzak, bedenini tanımayan ve cinsel olarak “ aktif” olamayan pasif/bağımlı bir birey olarak kurgulanmaktadır.
Statüleri bu bağlamda incelediğimizde her iki statüde de toplumsal cinsiyet açısından ve cinsellik-seks ve beden özgürlüğü açısındann sorunlar oldugunu söylemek gerekir. “YUH dediklerim” sitesindeki haberin alltında Berfin Çiçek Saray’ın yapmış olduğu yorum aynen şöyle

“Avroşilla sürseydin, ne işin var be kaltak Nijeryalı ile” diyor.

Burada kadının aslında kendi adına karar veremeyen, kendi cinselliğini gizlemesi gerekliliği ve de seks özgürlüğünü kısıtlaması gerektiği üstü kapaklı vurgulanırken kadının “geleneksel rolü” bir kez daha beden ve cinsiyet üzerinden üretilmektedir. Buna ek olarak “ Nijeryalı” kelimesi de “ diğer kişiler” olarak algılanmakta ve “bizden olmayan” olarak sunulmaktadır ki bu da önyargı ve ayrımcılık içermektedir. Yine aynı haberin altında yapılan yorumlar kadının “ortalıkta yattığını” ama kendini kontrol etmesi gerektiğini ve “ ahlaksızca” birçok kişi ile seks yaparak virüsü bulaştırdığını bundan dolayı da aşağılanması gerektiği üzerinde duruyor. Bununla birlikte kadının kendi içinde yaşamış olduğu “depreseyon” hali çok önemsiz birşeymiş gibi algılanıyor.

Fakat beni esaslı olarak şok eden sol duruşlu bir partiden gelen (TDP) ve o partinin ön saflarında yer alan Ayşe Öztabay’dan geldi. Haberi veriyor ve sonunda şöyle diyor “ herkese tevessül etmemek lazım”. Yani “tevessül” edilecek olan kadın aslında size paket halinde sunulan “güzel, bakımlı, dişi, belli bir sınıftan gelen” biri olmalıdır. Burada metalaştırılan kadın sırf yaşadığı olaydan dolayı depreseyona girip de bunu yapmışsa “ahlaksız, tevessül edilmemesi gereken, önüne gelenle yatan ve o ışıltılı pakete uymayan” kadındır. Bu durumda “tevessül edilmesi” gereken kadınların böyle bir hastalık olma ihtimali de yoktur Çünkü bunlar ahlaklı kadın olduğu için erkeğine itaat edip, güzel güzel dizinin dibinde oturup ideal kadın profilini çizen “Kıbrıs Türk Modern” kadınlarıdır ki bunların başına hiçbirşey gelmez. Koruma altındadırlar. Yine Öztabay’ın haberinin altında Tolga Boray tarafından yazılan yorum şöyle diyor “kedi köpek gibi her önüne gelenle hacete girersen sonucuna katlanacaksın”.

Fakat buradaki konu “kedi köpek gibi hacete” girmek ve de “ tevesülleden” öte bir konu. Esas olarak sorgulanması gereken çok daha önemli konular var ki bunların başında “bireyler özgürdür ve cinsel olarak da özgürdür” ve ‘cinsel olarak hacet yapmakta da özgürdürler’ konularını tarışmak gelir. Bunun sonucunda doğacak olan hastalık ve bunun gibi sorunlar özellikle günğmüzde çok normaldir ve giderek artmaktadır. Onun içinde “ seks ve korunma” konusunu tabu olmaktan çıkarıp cocuklarımıza küçük yaştan bunun eğitimini vermeliyiz. Cinselliğin herkese ait olduğunu kabullenmeli ve kadının vajinasını bir “ namus ve ureme makinası” olarak görmekten çıkarmalı- kadını özgürleştirmeliyiz. Bunu yaparken de orataya çıkabilecek olan cinsel hastalıklardan korunma yöntemlerini ve “ korumasız seks yapmanın daha fazla erkek olmakla eşdeğer olmadığı” bilincini yaratmalıyız. Kadını bir meta, obje ve “ arzulanan, memnun eden” ama bir yandan da “edebli ve tevessül edilmesi” gereken katı cinsiyet kurgulaması dışında “ birey”olarak algılayan düşünce rejimi yaratmaliyiz.

Şunu anlamalıyız ki AIDS ve bunun gibi hastalıklar ne kadının vajinasi ne kaç kişi ile yattığıyı ne de ne kadar ahlaklı veya ahlaksız olduğununun ya da tevessül edilip edilmeyeceği ile dogrudan ilintilidir. AIDS ve benzeri cinsel hastalıklar maalesef sadece hacet edildiğinde değil bunun dışında birçok farklı yöntemle de vucuda geçebilmektedirler. Maalesef bizim Kıbrıslı Türk algımız içerisinde “ Kibrisli Turklerde böyle hastaliklar” olmaz gibi sığ bir savunma mekanizması kendimiz ile yüzleşme korkumuzdan kaynaklanmaktadır. Cinsel sağlık ve farkındalık çok önemli olan ve devletin sağllk politikasi içerisinde olması gereken konulardır. Halk sağlığı, cinsel saglık klinikleri açılmalı ve cinsel hastalıklarla farkindalik calışmaları yapılmalıdır. Uzun sureli surdurulebilir bir ulusal sağlık sistemi/yapısı içerisinde AIDS ve diğer hastaliklarlarin mücadelesi ve kontrolü yapılmalıdır. Bu her zaman algiladigimiz “dışardan gelenler ve bize zarar verenler” mantığı ötesinde devlet ve devlet kurumlarından talep etmemiz gereken çok ciddi bir farkındalık ve eğitim gerektiren kadın “VAJINA’sinin” ötesinde toplusalküresel bir sağlık sorunudur. Bu bizim seçici olmamızla ya da kiminle yatağa girdiğimizle ya da hacet ve tevessülün ötesinde birşeydir.

30 Ağustos, 2014

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir