Çizgi filmlerde cinsiyetçilik

Sinema filmleri, diziler, reklam filmleri, talk showlar bütün olarak medya dilini oluşturan yapımlar. Çizgi filmler ve animeler de bunun bir parçası. İzleyiciyi kategorilere ayırarak ve bir yayın kuşağını  çocuklar adına işgal ederek bu yönde bir endüstrinin gelişmesini sürekli teşvik eden yapımlar. Çizgi film endüstrisi,  dev medya şirketleri tarafında sürekli finanse edilen bir alan. Özellikle Japon animasyonunun güçlenerek dünya pazarında yer tutmaya başlaması bu türe olan yatırımları da arttırıyor. Ayrıca yalnızca medya alanıyla da sınırlı olmayan, oyun,oyuncak,kıyafet, tekstil ürünleri gibi çok büyük bir pazara hitap eden bir tür çizgi film ya da anime.

Peki neden animelerle ilgileniyoruz?

Tv karşısında en savunmasız ve bağımlı ilişkiyi çocuklar kurar. Ve ne yazık ki çizgi filmlerin pek çoğu da toplumsal hiyerarşide bir rol kurma ideolojisiyle çizilip çocuk izleyiciye sunulur.  Kısacası anime sadece güncel olayların yansıması değil bunlara yönelik tepkileri de işler.  Anime çocuk izleyiciye karakterle özdeşleşme imkanını gerçek filmlerdekine göre daha yoğun başarabilmektedir. Cinsiyetleri çocuklukta birbirinden tecrit ederek sonraki karşılaşmalarının doğasını ve bağlamını tayin eden Japon toplumu da bizim toplumumuz gibi cinsiyete ilişkin rolleri katı kurallarla belirler. Hayali dünyada ise erkeği ve kadını kapsayan kurallar çiğnenir ve tek ya da çeşitli kollardan vahşi, sadistçe, üzücü, duygusal ya da komik fantezilerle bu kurallar hiçe sayılabilir. Bu kadar geniş bir alanı olan animelere elbetteki dokunmamız gerekir. Çünkü bu hiçe sayış toplumun algısına yönelik bir algıyı yönetme, yönlendirme işleviyle karşımıza çıkacaktır.

Hepimiz çocukken kendimizi HE-MAN ya da SHE-RA sanmıyor muyduk?

Özdeşleşme her zaman için muğlak bir süreçtir. Güncel güç rejimleri altında  bir cinsiyet ile özdeşleşmek, gerçekleştirilebilir ya da gerçekleştirilemez bir dizi kural ; ve bu kuralların ısrarla yaklaştığı karaktere dönük özdeşleştirmeden önce güç ve cinsiyet statüleri ile özdeşleşmeyi içerir. Yani karakterin gücüyle özdeşleşmek isteyen çocuk kendini erkeğin yerine koyacak ve erkek güçlü olmak için ne yapıyorsa onun yaptığı hareketlerin statüsü ile kendisini özdeşleştirecektir. Tabii ki bu durum “Tsundare”diye adlandırılan bizim dilimize ise “Erkek Fatma” olarak çevirebileceğimiz ilk etapta süper güçlü bir kadınken bir erkeğe aşık olup ehlileştiren kadın karakterler ile özdeşleşebilecek çocuklar içinde aynıdır. Kendini güçlü kadın karakerle özdeşleştirip bir erkeğe aşık olarak onun tarafından ehlileştirilmeyi bekleyen bir grup  genç kadının oluşmasına zemin sağlayacaktır.

Bu ” erkek olma” ve “kadın olma” da kendi içlerinde tutarsız işlerdir.  Her zaman için belirsizlik ile kuşatılmışlardır. Çünkü her özdeşleşmede bir dizi başka özdeşleşme yitirilir. Örneğin kendisini Ay Savaşçısı Usagi ile özdeşleştiren çocuk onun savaşçı prenses kimliği ile özdeşleştirirken “Mamoru” tarafından kurtarılacak, kurtarılması gereken kadın kimliği ile de özdeşleşecektir. Bu özdeşleşme ile kişinin asla seçemeyeceği bir kurala zorla yaklaştırılır ve sonuçta  biz o kuralı değil, o kural bizi seçer ama  buna rağmen o normun bizi tanımlayamayacağı bir ölçüye dek o kuralı işgal eder, tersine çevirir, yeniden tayin ederiz.

Toplumların yaşantıları yaygın medyayı nasıl etkiliyor?

Çizgi filmlerin/animelerin  yaratıcılarının-çizerlerinin toplumsal yaşamları ile ilgili konuşmadan onları yaygın cinsiyetçilikleriyle ilgili eleştirmemiz doğru olmayacaktır. Çizgi film/Anime  sektörü ağırlıklı olarak Amerikan Disney- Marvel ve Japon şirketler tarafından üretilmektedir. Amerikan cinsiyetçiliğini teşhir etmek bize bugünün Türkiyesi ile ilgili bağdaşım kurma imkanı vermez. Bu yüzden bizden bile daha ataerkil bir Toplum olan Japon toplumundaki anime endüstrisinin ve bilindik başka çizgi filmlerin/ animelerin teşhirine odaklanacağım.

Animeler aynı zamanda güncel dünyada gittikçe artan kimlik sorunu ile de ilgilidir. Bu, dönüşüm geçiren bir vücut gibi her yerde rastlanabilecek mecazlarla desteklenir. Vücut pek çok biçimde ve pek çok sorun ile ilgili olarak işlenmişir ve cinsiyet tanımlaması ile cinsiyetler arası ilişkiler gibi meseleler ise en yoğun işlenmiş temalardır.

20 yıllık bir süreçte Japon toplumunda pek çok şey değişmiştir. Ekonomik gerileme  1989’da başlamış, 10 yıl sürmüştür. Ve bu ekonomik gerileme Japon ekonomisinin sosyal yapısında ciddi gedikler açmıştır. Modern Japon toplumunun ayrılmaz parçası sayılan sınıfın homojenliği, büyük firmalarda sürekli istihdam, kültür ve değerler grubu, uyum ve sosyal bütünleşme gibi öğeler sorgulanmaya başlanmıştır.

Son 20 yılda okul zorbalığı ve okula gitmeyi reddetmek, parazit bekarlar gibi eğilimlerde artış görülmüştür. Fakat bu rahatsız edici eğilimlerin bazısı cinsiyete dayandığı için daha da rahatsız edici hale gelmiştir. Çünkü hem kadınlar hem erkekler toplumda kendilerine uygun görülmüş rolleri gittikçe daha fazla sorgulamaya başlamıştır. Gerek medya, gerek hükümet kadınlarla ilgili sorunların altını çizmiştir. Yanlış anlamayın bu altını çizme, rollerini terk etmeleri üzerine müdahaleci ve muhafazakar bir alt çizmedir. Özellikle evlilik ve çocuk taşıma konularında 20. Yüzyıl  öncesine göre kadınlar daha ileri yaşlarda karar almaktadır . Bunun sebebi ise genç Japon kadınların evliliği bekarlığa göre daha külfetli bir iş olarak görmeleridir. Bu noktada ise medya ve hükümet direk müdahil olup kadınların aldığı bu özgür kararların yanlışlığı üzerine propaganda yapmakta bir beis görmemektedir.

Aşırı tüketim, kendini şımartma ve Japon toplumunun baskı ve kısıtlamalarından kurtarıcı özgürlük sembolleri olarak  “shojo” yani “genç kız,bakire kız” sembolik karakterinin  yaygınlaşması  toplumun değişiminin yansımasının yorumudur. Şirin eşyalar satın alan liseli genç kızlar için o eşyalar pek çok cinsel bağlılıktan, evlilikten ve aşktan çok daha önemlidir.

Savaş öncesi Japonyaya ait ataerkil sistemin ve imparatorun iktidarının savaş sonrası Japonya’da yıkılması sonucu “baba”nın rolünün azalması ile kadının konumunu yükseltmesi ise bizde Osmanlı İmparatorluğu’nun nezdinde bir erkek olan padişahın yenilmesi gibi otoritenin yıkıldığı yeni Türkiye’ye karşılık gelir.  Yeni çağda erkekliğin anlamı değişecektir.Şaşırtıcı olsa da evet,  her iki toplum içinde böyle olacaktır. Fakat tüm dünyada bu  henüz aşılmış bir dönem değil hala sürmekte olan bir dönemdir.

Japon kadınları imparatorluk çağında erkeğe teslimiyetlerinin ölçüsü ile varlık bulabilen kadınlardı. Modern Japonya ise İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kadının iş gücünün çoğunluğunu oluşturduğu, evden çıkıp iş yerlerine yani çalışma hayatına katıldığı  bununla bir uyanış yaşayan kadınların toplumudur.  Geleneksel Japon kadını tıpkı bizdeki gibi savaşlar, açlıklar, büyük acılar çekmiş ama her şeye rağmen destekleyici, erkeğini, oğlunu asla azarlamayan, kendi isteklerini ön plana çıkarmadan geride durup bekleyen, hangi koşullarda olursa olsun erkeğin,ailenin yemeğini pişiren, evini temizleyen kadını  temsil ederken, Modern Japon kadını 70’lerden itibaren artan iddialı sesleri, annenin çocukları için yaşayan sonsuz bir destek kaynağı olmaktan çıkıp kendi arzuları olan ve hatta günün birinde bu arzular doğrultusunda hareket edebilecek , ekonomik refaha ve bağımsızlığa sahip, Batı’da ulaştığı etkiye asla tam olarak ulaşamasa da feminizmden etkilenmiş, evlilik ve çocuk doğurma gibi “görevleri” erteleyen , ailenin toplumdaki değişen rolünü destekleyen ; verim, düzen ve uyumu alaşağı eden,  erkeği veya ailesi  için kendisini feda etmeyen, dünyayı kendi evreninde değiştirme teşebbüsünde bulunan, çay getirmeyen, dağınıklık toplamayıp bilakis dağınıklık yaratan , güçlü ve gücünün farkında olan kadını ile düşünülmelidir. Kadınlar Meiji Japonyasındaki iyi eş, bilge anne rolünden sıyrılmıştır.

Ya toplumsal cinsiyet rolleri?

Japon toplumu ve bu bağlamda Türk toplumu da cinsiyet rollerini sarsılmaz kurallarla tanımlar. Çizgi filmler/Animeler, çocukların genital konumlarını yeni keşfettikleri 4-10 yaş arasına belli rol mesajları ileterek  istemeden de olsa içselleştirmiş bir toplumsal cinsiyet rollerinin adaletsizliği ile mücadele etmemizinin temelini oluşturmaktadır.

Örneğin çizgi filmlerde/animelerde  erkek çizilen karakterin belli bir nedenle kadın kılığına girmesi komedi unsuru oluşturarak güç kaybına işaret edip kadını erkekten daha aşağı statüde konumlamaya başlar. Bu Shakespeare  komedilerindeki karşı cinsin kılığına girip yanlış anlaşılmayı da çağrıştırır. Bu kılık değiştirmenin gülünçlüğü ise kadının  fiziksel ve duygusal olarak zayıf, korunmaya, kurtarılmaya muhtaç olduğu ataerkil imgelerden gelir. Buna rağmen  güzel kadınlarsa sevimli kahramanlar çizgi filmindeki Bugs Bunny’nin ıslığı ile arzu nesnesi şeklinde sunulur. Düzenin temsilcileri küçülür, erkek kahraman erkekliğini metamorfoza uğrayarak terk eder ve yine iktidar ya da güç kontrol edilemez. Çoğu anime ve Uzakdoğu dizisinde karakterlerin cinsiyetleri arasında bir metamorfoz görülür.  Fantezileştirilmiş bir biçim yoluyla karşı cinse geçiş aktarılır. Genellikle kadın olma durumu pek komik, pek yorucudur. Fakat erkek olmak da kadınların fiziksel olarak taşıyamayacağı şekilde ağır işler yapmak ve cinsiyetçi küfürlerin edildiği ortamlarda bulunmak olarak aktarılır.

Açık cinsel içerikler, çok açık olmayan kadın uzuvlarının abartılı görülmesi, kadın karakterlerin hep güçsüzlüğü, hep daha bir anaç, daha duygusal resmedilmesi bu cinsiyetçilğin somut halidir.

Ve her metamorfoz sınırları heteroseksüel hiyerarşik toplum tarafından garipseneyecek geleneklere uygun biçimde sona erer. Bu kadın – erkek metamorfozların toplumun cinsiyetler üzerine varsayımlarını temel olarak sarsan ama asla bozmayan komediler çizgisinde ilerlediği görülür. Genelde bu metamorfozlar sıcak su, yağmur, göllerin varlığı ile tesadüfi istenmeyen metamorfozlardır. Örneğin; liseli bir erkek suyla temas edince kadın olur, bir bisküvi yer ve kadın olur, bir göle düşer ve kadın olur, yağmurun altında yıldırım düşer ve kadın olur. Bunlar ruh transferi yani kadın ruhun erkek bedenine geçmesi, erkek ruhun kadın bedenine transferi gibi durumların dışında tam olarak erkek bedenin yeni genelde çekici bir kadın bedenine sahip olmasıyla gösterilir. Yeni kadın bedeni, başka erkekler  tarafından arzulanan erkek karakterin bocalamları ve kaçışı komedi unsuru olarak izlettirilir.

Animelerdeki güçlü, dövüş sanatları uzmanı kadın karakterler her zaman erkeklerden nefret ederek başlasa da sonunda bir erkeğe aşık olur. Genelde bir başka evcimen kadın karakter tarafından uyarılır: Güçlü kadın olmaya devam eder ve misal dövüş sanatlarına, işine, derslerine bu kadar çalışırsa erkekler tarafından evlenilmek üzere beğenilmeyecek, seçilmeyecektir.

Ay Savaşçısı ne kadar cinsiyetçi?

Çizgi filmlerde kadının arzu nesnesi olarak sunulmasını ülkemizde de yayınlanan ben dahil pek çok kadının bir dönem rol modeli olan “AY SAVAŞÇISI” çizgi filmi/animesinden yola çıkarak inceleyelim. Çizgi filmdeki/animedeki kızlar günlük kıyafetlerinden bir elbise değişim sahnesi ile çıplaklıkları, bedenleri mükemmel bir biçimde vurgulanarak süper güçlü kadınlar oldukları kıyafetlerine geçerler. Kıyafetleri gerçek anlamda seksidir.  Kadının en güçlü olduğu an bu cinselliğinin vurgulandığı an olarak sunulur. Ve en güçlü ana karakter “Ay Savaşçısı Usagi” tüm gücüne rağmen  hemen her zaman Japonca’da kurtarıcı anlamına gelen “Mamoru” adlı bir erkek tarafından kötü güçlerden kurtarılır. Hem erkek hem kız  dizilerinde dönüşümler olmasına rağmen erkek karakterin dönüşümü zırh ile gücün daha da arttırılması iken dişi karakterin dönüşümü kıyafet ve makyaj bağlamına odaklanmaktadır. Seksi ve makyajlı dişi karakter güç kazanır.

Dişi vücudun dönüşümü Japonya’da hem halk kültürü hem modern kültürde önemli bir gelenektir. Japonyadaki hayaletler bile geleneksel olarak kadındır. Bizdeki doğum sonrası kıskanç cinin “Alkarısı” olması gibi. Tüm ataerkil kültürlerin mitolojilerinde kadın boyun eğdirilmiş, pasif, vahşi, saldırgan imgeleriyle çelişkili bir biçimde verilir. Ruhlar koruyucu, şefkatli kadın ruhları olabileceği gibi yaşarken çektiği eziyetlerden ötürü vahşi ve saldırgan olarak da çıkabilir karşımıza. Özellikle ev ruhlarının, kadın cadıların korku filmleri ve çizgi filmlerde mutlaka kullanılması bize modernlik öncesi Japon Konfüçyüsçülüğünün kadınları itaatkar ve eve bağlanmış olarak konumlandırılmasından kalmıştır.

Erkek vücut ise katlanılmaz bir şekilde sabit, değişmeyen, hemen her zaman istikrarın simgesi olarak sunulmuştur. Şirinlerin Şirin babası gibi. Ve pek çok animede röntgenci erkek tipi inanılmaz bir sevimlilik içinde sunulur. Bu sanırım çizerlerin Batı ve Doğu neresi olursa olsun, röngenciliği erotik bulmasından kaynaklanmaktadır. Cinsellik kendi kendine keşfinde bile çocuk için tehditkar bir unsurken medya ve çizgi filmler tarafından sistemli bir biçimde erkek-kadın cinselliğinin sunulmasıyla daha da büyük bir tehditkarlığa sahip olacaktır. Unutulmamalıdır ki röntgencilik pek çok taciz ve tecavüz olayının kilit başlangıç noktasıdır.

BENİ KATEGORİZE ETME!

Çizgi filmler ve animeler daha kategorize edilme aşamasında bile cinsiyetçidir.

Kız çocukları için yapılmış animeler in adı  bakire anlamına gelen Shojo’dur. Burada mutlaka bir güzel erkek vardır. Kız ve erkek çocuğun sürpriz aşkları, gerilimleri anlatılır. Annemin bile Şeker Kız Candy’deki anthony ve terry karakterlerini unutmaması bundan olsa gerek. Şeker Kız Candy gibi çizgi pembe dizileri sırf kızlar izlesin diye çizerler. Ve uslu, daima mutlu olan kız çocuğu bu çizgi filmde bile asi olan candy değil her zaman daha itaatkar olan diğer dişi karakterlerdir shojolar çocuk ile ergen arasındaki sınırlı bir kimliği anlatır. Bu kavram içinde cinsel olarak olgunlaşmamış bir yaşa dayanan masum erotizm “şirin” (kawai) eşyalar almaya dayanan bir tüketici kültürü ve hafif nostaljik bir adanmışlık bulunur. Ülkelerin bakışları erkek egemen devletin bir sonucu olarak hemen her zaman dişiler üzerinde. Dişiler film ve edebiyat da dahil hep kendine özgü bir yere konumlandırılıyor. Shojo ise ergenlik ile çocukluk, güç ile güçsüzlük, farkındalık ile masumiyet, kadın ile erkek arasında bir yerde duruyor. Bu nedenle o çizgi diziler izleyen çocuklara bir toplumsal konum telkin ettikçe çocuğun onu kendiyle ilişkilendirmesi kimlik arayış sürecinde çok kolay oluyor. Çocuğun nerede bitip olgun dişinin nerede başladığını kestirmek ise çoğu zaman oldukça zordur.

sailoormoon

Shojo-Ai ise japon çizgi filmlerinin iki dişi karakterin aşklarını konu alanlarının ismidir. Kendisi gerçek filmlerle kırılamayacak bir tabuyu kırdığı için tarafımca oldukça fazla sevilir. Japon modern gençlerinin pek çoğu iki kız karakter arasındaki cinsellik barındırsın barındırmasın aşkı görerek herhangi bir cinsiyetin kalıplarıyla anılmanın gereksizliği, toplumsal cinsiyet rollerinin yanlışlığı konusunda başka bir bakış kazanarak büyür. Modern Japonya ‘da eşcinsellik, androjenlik  tuhaf ya da yanlış görülmez. Çizgi filmin gerçek hayatta olmayanı, gösterilmeyeni sunmaktaki müthiş becerisi burda gerçek hayata bir atlama yapar.  Tabi bu animeler de  süper güzel vücutlar çizerek güzellik algısının daha çocuk yaştan mükemmelleşmesine hizmet ederek kapitalizmin ekmeğine yağ sürmektedir. Masallarda bu algıyı besleyen bir diğer kültürel alt metindir fakat bizler medya teşhiri yapmak istediğimiz için ona pek değinmeyeceğim.

shoujo-ai167E0            ecchi

Ecchi : cinsellikle örülü komedilerdir. Külotların görünmesi ve büyük göğüsleri komedi unsuru olarak kullanması yönüyle cinsiyetçidir.

harem-01Harem: Bu tür animelerde bir erkek karakterin etrafında onun sevgisini kazanmak için vücutları dahil her şeylerini sunan birden çok  kadın kullanılır. 14-24 erkeklere hitap eder. Clannad bu tür bir animedir. Genelde erkek içlerinden en nazik, en güçsüz, korunmaya muhtaç olanı seçer.

Hentai: anime pornosudur. Burda genel olarak cinsel uzuvlar dokunaçlar gibi olağanüstü simgelerle sunulur. Ve genel olarak erkek pasif ve güçsüzdür. Pek çok tecavüz sahnesi içermesine rağmen normal pornografiden uzak, feminist porno olarak görülebilecek türleri  de vardır. Sansür nedeniyle hemen hemen bütün vücutlar canavarsı bir metamorfoza uğramıştır.

nana_8Josei:  Yetişkin kadınlara yönelik anime manga türüdür.18-30 yaş arasındaki modern, sıkışmış, genellikle büro işçisi kadınlara yönelik hazırlanır. Genellikle duygusal çelişkileri işler. Evlilik, iş kurma, kariyer gibi konulara değinir.  Nana bu türün en çarpıcı animesidir.

Kodomo: Çocuklara yönelik türlerin genel ismidir.

Mecha:  erkek çocukların ilgisini çekmek için bilim kurgu ve robot evreninde geçen animelerdir. Makineleşmiş bir gelecek imgesi sunar.  Kadın karakterler olayların çoğu zaman arkasında kalır bir iki istisna anime hariç. Digimon bu kategoride değerlendirilebilir. Gundam serisi de mecha için en ideal örnektir.  Code Geass’ta da mecha tavrı hissederiz.

mecha

ouran haremReverse- Harem: Bir kız ana karakterin etrafında birden çok yakışıklı erkeğin olmasıdır. Harem türünün kızlara yönelik hazırlananıdır. Ouran High School serisi de bu tür için örnek gösterilebilir.

Seinen: Yetişkin erkeklerin günlük romanslarını işler. Gelecek kaygısı, ev, iş hayatlarını anlatır. Onlar pozitif öznedir bu türde.  18-30 yaş arasına hitap eder. Bunun dışında kan, vahşet ve erotizm de oldukça çok kullanılır. Deadman in Wonderland bu türün örneği         sayılabilir. Erkek çocuklar ve yetişkinlere özgü hazırlanan                   animelerin çoğunda  kayda değer bir anne figürü ve olgun bir dişi karakter yoktur. Örneğin animelerde erkeksi, güçlü, sert davranan, liselerde öğrenci kurulu başkanı, müdürlük gibi temsili bir iktidar gücü olan kadın karakter bir süre sonra bir erkeğe aşık olup onun tarafından ehlileştirilir. Genellikle kariyer hedefi olan başarılı öğrencilerdir. Ve bu başarılı olma durumunun sebebi erkeklerden uzak durma, feminen görünmeme gibi nedenlere bağlanır. Usagi Dropp bu türün yumuşak yanını, Deadman Wonderland ise sert, vahşi yönünü örnekler.

tsubasaShounen: 11-18 yaş arası genç erkekler için hazırlanır. Spor, aksiyon, dövüş, savaş  gibi konuları varadır.  Çoğu ülkede şiddet özendirdiği için yasaklanmıştır. Bizim en çok izlediğimiz çizgi filmler bu kategoriye girer. Dişi karakter pasifize edilmiştir. Yalnızca aşık olan, olabilen, güçsüz ve ana erkek karakterlerden birine inanılmaz hayranlık duyacak şekilde yerleştirilir. Naruto’da Sakura, One Piece’de dünyanın en güçlü kadını Boa Hancock gibi …  ve hepimizin geçmişinde sağlam bir yeri olan Tsubasa, Slum Dunk gibi spor animeleri  de kadının yerinin başarı sahası olmadığını pekiştirir.  Kas, güç, hırs, mücadele zaten sadece erkeklerin işidir (!) Kadın spordan, taktikten ne anlar?

tsubasa2tsubasa3

Shounen- ai:  İki erkeğin arasındaki aşk işlenir. Genellikle her iki erkek de başarılı ve gözde tiplerdir. Shoujo ai için söylediğimiz her şey burada da geçerli. Japon erkekleri cinsel kimliklerini bulmakta kadınlara göre daha şanslılar. Erkeklere de kadınlara ait yaşam alanlarının açılması, mutfak, ev işi paylaşımı gibi erkeğin kendi cinsiyetini sorgulamasına yol açar. Son 20 yılda eşcinsel ve androjen erkeklik japon toplumunda yoğun ve hatta kökten değişimlerin yaşandığı Taishu döneminden bu yana (1912-1926) daha yüksek ve olumlu bir profil çizmiştir.

Yaoi: Erotizm yüklü shounen-ai lardır. Karakterler arasında sevişme sahneleri mevcuttur.

shonen aiyaoi

Toplumların cinsiyet panikleri yüzünden ergenliğe adım atan pek çok genç, ilk gençlik dönemine kadar kadın ya da erkek olarak tanımlanmak zorunda hissediyor kendisini. Japon animasyonun maddi kaygılarla bile olsa bishonen(Shounen-Ai)  ve ya bishojo(Shoujo-Ai) tarzını inşa etmesi bu cinsiyet panikleri halindeki gençleri rahatlatabilir, gerçek filmlerin üzerlerinde yaratamayacağı bir etki sunabilir.  İpli uçurtmaların ait oldukları bir yörünge vardır ve eğer ip kişiden kurtulursa o uçurtma ait olmadığı yerlerde gezer. Cinsiyet de böyledir. Doğarken kazanılan cinsiyet, büyürken kazanılanla aynı olmayabilir. Bu nedenle çocuklara dayatılan cinsiyet imgeleri onları bir zaman büyük bir baskı altına sokabilir. Çizgi filmler ahlak,töre,gelenek dayatması yapmaya devam ederse bugün verdiğimiz mücadele her gün yeniden başlayacaktır.

Ve bu mücadele de bizden yana tavır alan bir yönetmen var: Hayao Miyazaki

Miyazaki iki yönüyle tanınır: Zengin fantezi dünyaları ve unutulmaz dişi karakterleri. Cesur, sorgulayan ve riske girmeyi seven dişi karakterleri bağımsız bir mücadeleden hemen her zaman zaferle çıkarak güçlü dişi kız çocuğu imgesiyle kız çocuklarına medyanın sürekli pompaladığı kadın imajının aslında nasıl olması gerektiğini verir. Dişi karakterleri isterse şefkate bürünebilir fakat Prenses Mononoke’de olduğu gibi vahşi yanlarını da korurlar. Dişinin şefkati imgesini yerle bir eder. Miyazaki’nin bütün filmlerinde shojo grubundan kızlar vardır. En fazla 12 yaşındaki bu kızlar pasif,hülyalı,süslü püslü değildir hiçbir zaman. Çocuk bedenleri çocuk bedeni gibidir. Herhangi bir kadınsılık yoktur. Kayda değer bir bağımsızlıkları vardır. Rüzgarlı vadide başka herhangi bir çizgi filmde 12 yaşlarındaki bir genç kız babasını öldüren kişileri kılıçla öldürür. Laputa da dişi karakterin öksüz olmasına rağmen sihirli taşı vermeyi kararlılıkla reddetmesi, Küçük cadı kiki’de 13 yaşındaki kiki’nin başka bir kentte yeni bir yaşama başlamak üzere evden ayrılması  ve Prenses Mononekedeki dişi kurt San’ın bütün hareketleri bu bağımsız, şefkat ve erotizmden uzak genç çocuklara başka bir misyon yükler.  Diğer çizgi filmlerde dişi karakterler hep başka bir grubun üyesi, kalabalık bir ekiple birlikte hareket eder. Miyazaki’de ise dişi karakterler ek başınadır. Genelde yetim ve öksüz , ebeveyn desteğinden uzak kızları seçer. Bu da aile imgesiyle ilgili sorgulamalar da yaptırır. Miyazaki sadece dişiliğe dair geleneksel imajı yıkmaya çalışmakla kalmayıp aynı zamanda da izleyicinin dünyayı geleneksel bir biçimde algılayışını da sarsmaya çalışır. Dişi karakteleri vurgulayıp erkek bir karakterin yaratamayacağı algıyı harekete geçirir. Fakat sonsuz bir yalnızlığa mahkum değildir dişi karakter. Mutlaka filmin bir yerinde yardım ettiği bir genç erkek karakter vardır. Burada asıl önemli nokta erkeğin kızı değil kızın erkeği kurtarması, birlikte dünyanın kötülüklerine karşı verdikler mücadeledir. Feminist metinler değil birleşik mücadele anlatıları olarak okunmlıdır miyazaki filmleri. 6-12 yaş kız çocukları yetişkin olmadıkları için toplumu kontrol edenlerin algıllayamacağı şeyleri algılarlar, genç erkekler olmadıklrı için de bir gün toplumu yönetecek kişilerin göremedikleri şeyleri görürler. Taze ve açık görüşe sahiptir genç kız çocukları, algıları bulanık değildir. Bunu nasıl fark etti acaba diye düşünsekte yetişkinlerin algılayamayacakları bir bakışları vardır.

totoroKucuk-Cadi-Kiki_4

“Barışçıl, doğa sever, güçlü” çocuklar büyütmek dünyanın bu halinde epey zor. Medyanın bu cinsiyetçi, militarist tavrıyla çok daha da zor. Bizim amacımız gündelik pratiklerdeki bu medyatik cinsiyeçiliği daha çok ifşa ederek farkındalığımızı arttırmak ve birlikte mücadele edebileceğimiz bir platformun ilk ayağı olmak olacak. Bu nedenle gözümüzü dört açıp çizgi filmlerden belgesellere, holywooddan Türk sinemasına, gerek güncel gerek geçmişteki bütün cinsiyetçilikleri ifşa ederek kadının konumunu yüz binler, milyonlar gözünde sabitleyen cinsiyetçi medyayı alaşağı etmek için uğraşacağız.

Kaynakça:

Anime: Akira’dan Howl’un Hareketli Şatosuna – Susan J. Napier – Es yayınları

Dadanizm sitesi, Miyazaki’nin kadınlarına dadanmak başlıklı yazı.

Aspurçe Gizem Kılınç

1 Yorum

  • Ayşen dedi ki:

    Harika bir bilgi kaynağı olmuş yazı. Sıkı bir Miyazaki hayranı, çocukların seyrettiklerindeki mesajlara duyarlı bir anne olarak teşekkür ediyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir