Feminizm Vejetaryenliği Gerektirir mi?

Yazıma başlarken öncelikle vejetaryenlikle, veganlıkla ilgili hiçbir problemim olmadığını hatta pro-vejetaryen/vegan olduğumu belirtmek isterim. Sakın “Benim de vegan arkadaşlarım var” gibi algılanmasın. Vejetaryenliği bizzat denemiş, 3 yıl boyunca et yemeden yaşamış fakat yakın bir zamanda bu mücadelemi kaybetmiş bir insanım. Gurur duyduğum bir durum değil, ama kendimden nefret de etmiyorum beceremediğim için. Şu an için, şu anki yaşam tarzım itibariyle olmadı, olduramadım, umarım ilerde başarabilirim diyorum. Feminizm ve diyet ilişkisiyle alakalı her türlü fikre de açığım.

Bu uzun zamandır üzerine yazmak istediğim bir konuydu. Yazıma anlatmak istediğimi tematik bir bilgi halinde size sunarak giriş yapmak istiyorum.

Kadınlar da dişi hayvanlar da ataerkil sistem tarafından farklı şekillerde de olsa, bedenleri ve dişilikleri kullanılarak sömürülmektedir. Bizim tükettiğimiz (veya tüketmediğimiz) hayvansal ürünler dişi hayvan bedenlerinden gelir, bu ürünler üretilirken bedenlere acımasızca ve insanlık dışı davranılır, üretmeyi durdurduklarında artık yaşamalarına da lüzum kalmaz, cansız et parçalarına dönüştürülürler.

Evet, bütün dünya vejetaryen olursa sistematik hayvan katliamı, dolayısıyla dişi hayvan sömürüsü duracaktır. Evet, vejetaryenler et yemeyerek harika bir şey yapıyorlar. Evet, sistematize katliamın ürünü olan bu etleri yiyen herkesin vicdanını sorgulaması gerekir.

Ama bütün bunlar, bir bireye kendi sahip olduğumuz diyeti dayatmaya, diyetinden dolayı onu aşağılayıcı, hakarete varan sözler söylemeye veya feminizmden “afaroz etmeye” hakkımız olduğu anlamına gelmemektedir. Neden mi?

1- Bu hem sınıfçı, hem ableist (sağlamcı/engelli düşmanı) bir davranıştır.

Sınıfçı; çünkü herkesin diyetinde dramatik değişiklikler yapmaya yetecek ekonomik gücü olmayabilir. Ülkemizde asgari ücretle veya bunun çok az üzerinde maaşlar alarak yaşayan/ailesine bakan milyonlarca insan var. Ayrıca gerçek manada sağlıklı besinlere ulaşmak herkes için mümkün değildir. Açlık dünyanın birçok yerinde hala problem olan bir durum. Dünyada 798 milyon insan, yani her 9 insandan biri açlıkla karşı karşıyadır. Gelişmekte olan ülkelerdeki insanların yüzde 12.9’u yeterli beslenememektedir.  (Kaynak: State of Food Insecurity in the World, FAO, 2015) 

Hal böyleyken vejetaryen/vegan diyetin bir ayrıcalık olduğunu göz ardı edemeyiz. Ve buna rağmen insanlardan diyetlerini değiştirmeleri talebinde bulunursak haksızlık etmiş oluruz.

Ableist; çünkü herkes vejetaryen/vegan beslenecek kadar sağlıklı olmayabilir. Belirli besinleri tüketmesini gerektiren veya o diyeti yapmasına imkan vermeyecek ağır bir sağlık sorunu olabilir. İnsanların ne kadar sağlıklı olduğunu hiçbir zaman bilemeyiz, bu yüzden rastgele belli bir diyeti benimsemelerini bekleyemeyiz.

petaanimalrightsad2- Kadınların ve hayvanların sistematik baskılanmadaki yerleri farklıdır.

Mücadelemiz benzer olabilir ama hayvanlar etleri ve sütleri için öldürülürken biz bu sistemin içinde hayatta kalmaya devam etmek zorundayız. Bu bizim mücadelemizi onlarınkinden üstün ya da alçak kılmaz, ama farklı kılar. Bu farklılığı görmezden gelmek, kadın bireyselliğini hiçe saymak ve güç dinamiklerinde oynadığımız rolleri görmezden gelmek olur. Eğer bir şeylerin değişmesini istiyorsak, gücümüzü ve sistemdeki yerimizi iyi tanımalıyız.

3- Yemek, kültürlerle ve normlarla doğrudan ilişkilidir. 

Diyetler belli sosyal normları beraberinde getirir. Az önce sağlık problemlerinden söz etmiştik. Örnek vermemiz gerekirse vegan/vejetaryen bir diyet, bir anoreksi hastasını kötü yönde etkileyebilir. Fakat bir kadın sağlıklı bile olsa zaten et yemesini hoş karşılamayan cinsiyetçi normlarla karşı karşıyadır. “ERKEK DEDİĞİN ÇİĞ ET YER. Kadın dediğin salatayla doyar, doymalıdır” anlayışı halihazırda kadınlara zarar veren bir anlayıştır. Seksist normlara göre kadınlar zaten yediklerini içtiklerini erkeklerden çok daha fazla tartmalıdır, ölçüp biçmelidirler.

Durum böyleyken vegan/vejetaryen diyet feministler için ZORUNLUDUR demek, dayanışma ruhuna ket vurabileceği gibi cinsiyetçi sosyal normları da besleyebilir.

Ayrıca vegan ve vejetaryenlerin katliam olarak adlandırdığı Kurban Bayramı, Şükran Günü gibi sosyal olgular her ne kadar inkar edilmek istense de vardır. Çalışan insanların çoğu bu bayramlar sayesinde birbirlerini görür ve sosyalleşir. Et yememek insanları bazı sosyal ortamlardan izole eder. İnsan sosyal bir varlıktır ve böyle bir durumu istemeyebilir.

Buna ek olarak, bayram sofrasında otururken “Hepiniz katilsiniz” demek nasıl sosyalleşmenin doğasına aykırıysa, dayanıştığınız hemcinslerinize et yedikleri için benzer bir tavır göstermek de dayanışmanın ruhuna aykırı olacaktır.

4- Olmayınca olmaz. Zorla güzellik olmaz.

Bir insan diyetini değiştirmek istemez çünkü, psikolojik, sosyal, ekonomik olarak uygun değildir. Veya değiştirmek istemez, çünkü İSTEMEZ. İnsanlara istemedikleri bir şeyi yaptıramayız.

Feministler x olmalıdır, x yemeli x içmelidir diye idealler ortaya atmak yerine, herkesin seçimlerine (özellikle aşırı kişisel olan diyet gibi bir mevzuya) saygı duyarsak çok daha pozitif bir dayanışma ortamı sağlamış oluruz.

Her insanın hayatı deneyimleyişi farklıdır. İnsanların hayatlarına dair en ince detayları da bilemeyeceğimiz için, onları kendi standartlarımıza göre yargılamamız saçma olacaktır.

Ben vejetaryen değilim, çünkü olmaya çalıştım ama beceremedim. Arkadaşım vejetaryen, çünkü et endüstrisine katkıda bulunmamayı tercih ediyor. Ama ne o beni vejetaryen yapmaya çalışıyor, ne ben onun ağzına zorla et sokuyorum. Seçim kendisinindir, seçim kendimindir, çünkü ikimiz de feministiz ve her şeyden önce birbirimize saygı duyuyoruz.

1 Yorum

  • U. To. dedi ki:

    Öncelikle yazın için teşekkür ederim. Ana fikrine katılıyorum, hatta “keşke daha iyi bir dünyada yaşasak ve kimse bunları birbirine açıklamak zorunda kalmasa” dedirtecek kısımları var.

    Fakat, hayvan sömürüsünü dişi hayvan sömürüsüne indirgemene anlam veremedim. Temel biyoloji gereği, eşit sayıda dişi ve erkek hayvan doğuyor. Erkek hayvanlar süt, yumurta gibi ikincil hayvansal ürünleri veremediğinden, yeterli kütleye ulaştıklarında öldürülüyorlar. Hatta dişi hayvanların da bir kısmı bu şekilde öldürülüyor. Veya, örneğin horozlar, daha civcivken erkek oldukları anlaşıldığı anda öldürülüyor. Tüketilen hayvan ürünleri dişi bedeninden geliyor olsa da, tüketilen et, cinsiyetine bakmaksızın hayvanlardan geliyor.

    Daha geniş bir ölçekte bakacak olursak, hayvanları sömüren sistemin ataerkil oluşu değil, sistemin bizzat kendisi. Erkin hiçbir cinse ait olmadığı, ama yine de kapitalist olan bir toplum olduğunu varsayarsak; bu toplumda da hayvancılığın bir sanayi olarak gelişmesinin önünde herhangi bir engel olacağını sanmıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir