İntikamcı, Histerik ve Kayıp Kadınlar

Gone-Girl---2014-012

Elif İnal, David Fincher’ın çok tartışılan son filmi Gone Girl – Kayıp Kız hakkında yazdı.


Bir film insanda nasıl bu kadar nefret uyandırabilir? Uyandırdı işte. Çok şükür bir tek bende uyandırmamış. (Bakınız: http://www.5harfliler.com/gone-girlu-izlediniz-mi/). Daha önce çokça bu tartışmayı yürüttüğüm insanlar oldu. Ya kadınlar taciz veya tecavüz suçlamasını boş yere yapıyorsa, yani intikam almak için yapıyorsa ve söyledikleri yalansa!! Dilimde tüy bitti, “arkadaşlar hangi kadın kendini o konuma koymak ister, bunu iddiası bile kolay bir şey mi, bunun yaftasını taşımak kolay mı, basit bir intikam aracı olsun terk eden sevgiliye?” diye diye, olmadı, yettiremedik. Ah, yazarken bile çok iğreniyorum ve bu fikir yüzünden “histerik” kadın yaftasıyla yaşadığı olaydan daha da ağır şeyler yaşamak zorunda kalan bütün kadınları düşünüp daha da nefret ediyorum bunu diyebilenlerden. Hiçbir şey yapmadığı halde suçlanmaktan deli gibi korkan erkekler, kusura bakmayın biz sürekli bu tehditler altında yaşamak zorundayken ve tehdidi geçtim kendisini yaşarken siz de bir zahmet bunun korkusunu azıcık hissedeceksiniz içinizde. Ama yine de merak etmeyin, benim fikrim kendinizden eminseniz kimse sizi “boş yere” suçlamayacaktır. Merak etmeyiniz ve kendi kaygılarınız yüzünden kadınların iddialarına şüpheyle yaklaşmayınız.

Neyse, ben bu film ve diğer bütün “haksız yere suçlandık” diyen “masum” erkek söylemlerinin pazarlanması üzerine bir çift laf edeceğim. Bu film ve kitaplar gibi yaygın tüketime sunulan, pazarlanan (hele bir de kadın yazarlar vesaire görünce artık sadece kaş kaldırabiliyorum) bütün malzemenin artık kasıtlı üretildiğini düşünmeye başladım. Kısacası ya olayın özünü hiç mi hiç anlamamışsınız ya da “inadına yapıyonuz”. Gerçeklikle en ufak bir ilgisinin dahi olmadığını düşündüğüm bir “histerik kadın” tiplemesi yaratılıp (psikopat, sosyopat, şizoid gibi bütün psikoloji terimlerini espriyle karışık hakaret gibi kullanarak) bütün tecavüz, taciz ya da diğer kadın beyanları bu tipleme altında şüpheyle hatta dalga geçilir hale getiriliyor.

Tecavüzü kadının “kötücül” intikam aracı gibi resmedin ki, gerçek ve paranoyayı birbirine iyice karıştırın, kadının beyanı dediğimiz şey kadının “kötücüllüğü” ile eş tutulsun. Tıpkı yaptığı yüzüne vurulduğunda “sen yanlış anladın canım” demeye cüret edebilen, sonra kendinin ne kadar “iyi” bir insan olduğunu ona buna kanıtlamak için debelenen tacizciler gibi. Bu iddiaların arkasındaki bir kadın olunca ne kadar da kolay değil mi kadının intikamcı bir manyak olduğunu iddia edebilmek. Alıcısı çok çünkü. Çünkü psikopatız, deliyiz, çok duygusalız, histeriğiz. Hep bir neden bulunur, zaten daha önce de bir yerde ağladığı görülmüştür, zaten içten pazarlıklıdır, zaten biraz şeydir, ya da küçücük çocuğun tecavüz davasında dava dosyasında yazan cümle gibi, zaten daha önce evden kaçmıştır. Bütün bu fikirlere inandırın kendinizi, insanların akıllarına bunları sokmaya devam edin e mi, daha da ileri gidip şuursuzca kadınları da bunlara inandırmaya çalışın, hatta bunlara maruz kalan kadınları bile ikna etmeye çalışın. Aslında siz çok iyi insanlarsınız, ama onlar “yanlış” anladı ya da onlar delidir deli, ah yazık manyak kadına çattınız, intikamcı komplosunun içinde buldunuz kendinizi. İnsanların zihinlerine hep ufak ufak yerleştirin bunları süper kurgusu olan filmlerinizle, ustalıklı dedikodularınızla, her an arkasından bir şey fısıldayacak bakışlarınızla. Her zaman taciz hikâyesinde veya kadın cinayetinde veya herhangi bir haksızlıkta kadını suçlayın. Ya da ilk aklınıza gelen şüphe olsun, kadın acaba histerik miymiş? Acaba kocası onu aldattı da o yüzden mi yaptı? Acaba çok usta bir intikamcı mıydı, mağduru oynayan sinsi miydi? Bir yandan da över gibi yapın kadını. “Aslında zekiymiş” desin herkes. Kadınlar daha zekidir yani “kurnazdır” ya hep erkeklerden, erkekler hep bir adım geriden gelir ya, saftırlar ah yazık kafaları ermez kadınların entrikalarına.

Bunu yapın ki gerçekle paranoya arasındaki çizgiyi iyice kaybettirin. Bütün toplum delirsin. Topluca delirelim, ne birbirimize güvenimiz kalsın ne kendimize. “Ben doğruyu söylersem insanlar bana inanır” cümlesi tamamen bir yalan olsun. Kimse size inanmasın, siz de kimseye inanmayın. Bir pisliğin içinde bulun kendinizi, öyle bir pislik olsun ki, herkes size şunu hissettirsin, “ulan o da onlardan”.
Filmde kısaca bütün bunları özetleyen bir cümle vardı, “neden bunlar hep bu kadının başına geliyor?” sorusunun cevabı olan, filmin sihirli cümlesi: “Çok garip, böyle bir şey tam da Amy’nin başına gelebilecek bir şey. Her zaman olayları üzerine çeker” (She always attracks drama)
Kadının dramalar yaratmasından, histerisinden kaynaklanıyor değil mi hep bunlar? O yüzden bir kadını yol ortasında öldürülmekten hiç utanmıyor erkekler.

Taciz iddiasını duyan bir insan olaya dair herhangi bir şey bilmemesine rağmen şunu nasıl söyler biri bana açıklasın ne olur: “Yok ya tanırım, iyi çocuktur yapmaz öyle şey”. Pardon, nasıl tanırsınız, ne yaptınız birlikte, sosyal ortamlarda ya da iş ortamında görmek ve iki sahte çift laf etmekten ve rol yapmaktan, bir takım kimliklere bürünmekten başka ne paylaştınız ki bunu savunuyorsunuz? Babanızdan bile bu kadar mı eminsiniz. Kusura bakmayın da ben değilim. Korkmayın bu kadar bir şeyleri duymaktan. En azından duyalım kadınların seslerini. Ya da korkun ve inanalım hep beraber, evet biz manyağız, içinizi böyle rahat ettirip devam etmek istiyorsanız buyurun devam, evet biz deliyiz. Öyle ki sürekli erkeklere komplo kurup, hem de inanılmaz zekice, olay yeri incelemeleri falanlarla yarışan planlarla siz zavallı safım erkeklere hainlik yapıyoruz. Niye? Bilemiyorum işte, kadın histerisi.
Haksızlığa uğrayıp sesini çıkaran kadın cesur kadındır. Bu kadar kokuşmuş bir düzeni yine de değiştirmeye çalıştığı için cesurdur, o bakışlardaki ikiyüzlülüğü görmesine rağmen devam ettiği için cesurdur, kendi gibi duranlarla göz göze geldiğinde konuşmadan anladığı ve diğerleri o sırada salakça espriler yapıp bunun komik olduğunu düşünürken onlar göz göze gelip “devam” dediği için cesurdur.

Pınar Selek’in bir lafıyla bitireyim:

“İnsanın, sürekli kendini anlatmak durumunda kalması, özgürlüğü, özgünlüğü, hakikatle kurulan ilişkiyi bozar.”  

Bazen insan başına gelenler yüzünden sürekli kendini savunmak zorunda bırakılır. Hele kadınsa bu kişi sürekli birileri sorgular onu, niyetini. Birilerini inandırmak zorunda bırakılır, şüpheci gözlerle bakan birileri tarafından. O birilerini inandırmaya çalışmak zorunda bırakıldıkça kendini de inandırmaya çalışmak zorunda bırakılır. Tacize uğramış kadınların ortak cümlesidir ya “acaba ben mi yanlış anladım”. Üzgünüm ama bazen kadının beyanının altında sadece gerçekten olanlar vardır. Bir nevi kötülük vardır. Bazen bazı insanlar kötülük yapar karşısındakine, kadın olduğu için her şeyi yapma hakkı görür kendinde, nasılsa sesini çıkaramaz diye, bir şey yapamaz diye, karşısındakinin ne hissedeceğine dair en ufak bir fikri olmadan, bunu hiç umursamadan. Bundandır kötülük, kendinde onu yapmaya hak görmektir.

6 Yorum

  • Hande dedi ki:

    Haklı olduğunuz noktalar var ama yola çıktığınız yerden başlarsak her gösterime sunulan filmi gerçekliği baz alarak yorumlamalıyız demek ki. Bunun dışında bu filmde kadın fiziksel olmasa bile paikolojik bir baskı içerisinde. Kocası vurdumduymaz, karısının parasını yiyen, boş gezenin boş kalfası. Üstelik öylesine okumuş etmiş bir kadını zorla alışmış olduğu yaşamdan koparıp küçücük bir kasabaya getirmiş. Bunlar azımsanacak şeyler değil eğer realiteden inceliyorsak ve bence bu kadının kendisine bunları yaşatan adamdan intikam almak istemesi çok da küçümsenmesi doğru olmayan bir şey. Kadınlar sizin de bahsettiğiniz eril düşünceye karşıd durma bağlamında bir şekilde kendilerini savunmak zorunda. Bu filmdeki karakterde bildiği en iyi yolda bunu yapıyor. Bence çok da iyi yapıyor. Çünkü erkeği masum görecek bir şey olmamakla beraber kadının beyanı hala esastır.

  • Elif dedi ki:

    Belma Hanım merhaba,

    Yorumunuz için teşekkürler. Aslında çok zor bir konuda fazla iddialı olmadan, hayatta her şeyin olabileceğini unutmadan yazmanın gerekliliğini hatırlattınız bana. Bir yandan da her söz için bir yerde konumlanmak durumunda kalıyor insan. Bu yazıyı kızgınlıkla yazdım, bu yüzden de çokça eleştirilecek yeri var ama “intikamcı”lık değil niyetim hem de hiç. Bütün kadınlar dürüst müdür? Kesinlikle hayır. Bütün erkekler kötücül müdür? Kesinlikle hayır. Hiçbir şey yoktur ki kadın veya erkek özü itibariyle bir şey olsun. Zaten daha ileri götürüp her zaman toplumsal cinsiyetin cinsiyetleri yani kadını erkeği yarattığını tutuyorum aklımda. Ama burada temsilde bir sorun var, bir tip kadın yaratılmasında sorun var. Sizin anlattıklarınızla aklıma “bir ceza avukatının anıları” adlı kitap geldi. Orada ve diğer avukat anılarında hep “suçsuz yere hüküm giyen” insanlar var. Hatta suçsuz olduğu ortaya çıktığı halde güç ilişkileri yüzünden (hiçbir güç sahibinin hakimden daha etkili olamayacağını göstermek için) 1 ay daha hapse gönderilen bir “hırsız” vardı hakimin anılarında (Dicle Koğacıoğlu’ndan). Bütün bunlar ve sizin anlattıklarınız bana daha ziyade adalet sistemi ve cezalandırma mekanizması dediğimiz şeyleri, hapishanenin varoluşunun korkunçluğunu hatırlatıyor. Sanırım sizin dediklerinizi daha çok göz önünde bulundurmam için benzer şeyler deneyimlemem gerekiyor. Ancak deneyimle idrak edebilirim, o yüzden şimdilik buradayım, bu mahallede olduğu doğrudur 🙂 sevgiler.

  • Aslı dedi ki:

    Kesinlikle katılıyorum yazdıklarınıza. Genelde Borderline hastası olur bu kadınlar.( http://www.5harfliler.com/bir-cinsel-obje-olarak-borderline-kadin/) Öfkeleri, acılarının kaynakları, sebepleri gösterilmez. Kişilikleri ve rahatsızlıkları hep tek taraflı ve yüzeysel olarak verilir. Sanki kadının tek özelliği buymuş gibi. O kadar çok filmde var ki bu kadın. Geçen 5harfliler sitesinde konuştuğumuz, Vicky Christina Barcelona filmindeki kadınlar…Me, Myself and Irene’da Kate Winslet’ın canlandırdığı kadınlar. Burada hem kadınlar sığ bir kişilikle basmakalıplaştırılıyor.. Öte yandan ciddi hastalıklar, basitleştirilip, kökenleri gösterilmeden yansıtılıyor ki insanlar bu hastalıklarla ciddi acı çekiyor. Sonra bu “histerik” kadınlar her zaman cinsel olarak özgür yanstılır. Sanki cinselliğini özgür yaşayan kadın sorunlui histerik olmalıymış gibi. Yani daha uzar da uzar bu liste…Sonuçta karikatürize edilen bu kadın tiplemeleri, ekşi sözlük gibi(gayet maço olduğuna inandığım) ortamlarda, kadınlara etiket olarak yapıştırılıyor.

    • Alper Ard dedi ki:

      Çok doğru tespitler. Aklıma sürekli şu geliyor: Özgecan gerçekten bir şekilde katillerinden kurtulabilseydi, failler savunmalarını Özgecan’ın psikopat, agresif, histerik ve yalancı olduğu üzerine kuracaktı. Hiç şüphemiz olmasın bundan.

  • Belma Ş. dedi ki:

    Bu ve benzeri belki onlarca yazı okumuş, hatta benzerlerini yazmış, bulunduğum her ortamda kadının beyanı esastır savunan bir feminist avukatım.

    Ama ben, bir yandan başarısız bir avukatım. Boşanırken çok sevdiği çocuğunu ve maaşının ciddi bir bölümünü nafaka olarak eski eşine vermek zorunda kalan, 3 yıl sonra aynı eski eşe tecavüz iddiasıyla hüküm giyen, içeride fiziksel ve cinsel şiddetin akıl almayacak biçimlerine maruz kalmış erkek müvekkilini, ancak yargıtay aşamasında, ancak 17 ay sonra içeriden çıkarabilmiş bir avukatım.

    Bu devlete, utancımdan artık yüzüne dahi bakamadığım müvekkilimin masum olduğunu ancak illegal yollardan ele geçirdiğim kısa mesajlarla kanıtlayabildim.

    “Hangi kadın kendini o konuma koymak ister, bunu iddiası bile kolay bir şey mi, bunun yaftasını taşımak kolay mı, basit bir intikam aracı olsun terk eden sevgiliye?” diyorsunuz ya. Bunlar sadece bizim mahallelerimizde geçerli sorular. İnsanların nasıl hiç çekinmeden yalan atabileceğinin, çirkefleşebileceğinin, iftiranın sınırlarının farkında olamıyoruz çoğunlukla. “Oralarda” neler döndüğünden bihaberiz. Üç kuruş parayı, tecavüz edildim yaftasına tercih eden insanların varlığı tezlerimizi yıkacak diye hep kulaklarımızı tıkıyoruz.

    “Kusura bakmayın biz sürekli bu tehditler altında yaşamak zorundayken ve tehdidi geçtim kendisini yaşarken siz de bir zahmet bunun korkusunu azıcık hissedeceksiniz içinizde.”

    Ben bu cümleyi eskiden çok kurardım, artık kuramıyorum.”Bana olduysa o da azcık acı çekiversin” intikamcılığını, ilkelliğini bıraktım. Ben artık, “Bana oldu, ama tek bir kimseye tek bir zarar gelmesin” diyorum. “Kusura bakılmasın” demekten utanıyorum, o burnu kalkıklıktan utanıyorum. Çünkü ben artık hak arıyorum, intikam değil.

    Bir de şu var, ben bunu başka feminist sitelere de yazdım. Sansür yemediğim nadir durumlarda tam da yazının son paragrafında söylenenleri yaşadım. “Birilerini inandırmak zorunda bırakıldım, şüpheci gözlerle bakan birileri tarafından.” Kadın olduğumu ispat etmem, kimliğimi açıklamam istendi.

    Her bulunduğum ortamda anlatıyorum (artık ne kadar ben yaşamışsam) yaşadığımı. Feminist/sosyalist arkadaşlarım bana hep şüpheyle bakıyor, anlattıklarımda yalan arıyor, “kaşlarını kaldırıyor”. Tam da yazıda dendiği gibi, “Birilerini inandırmaya çalışmak zorunda bırakıldıkça kendini de inandırmaya çalışmak zorunda bırakılıyorum.”

    Vicdanımı en rahatlatan açıklama ancak “napalım, o da öyle oluversin, daha çok tam tersi vaka var buna odaklan” olabiliyor. Yanlışı bile bile kabul ediyorum, ve bunu kabul ediyor olmayı kabul edemiyorum, tatmin olamıyorum. Bile bile bir yanlışı onaylamak sizin de canınızı sıkmıyor mu? Ben artık bu edebiyatı eskisi kadar yüksek sesle de yapamıyorum. O adama hele hiç söyleyemiyorum. Siz söyleyebilir misiniz? “Valla seninki de kötü olmuş” mu diyeceksiniz?

    Buyrun, kaşlarınızı kaldırabilirsiniz. Çünkü masum olmayan kadınlar da var, ve sandığınızdan/sanmak istediğinizden daha fazlalar.

    • Alper Ard dedi ki:

      *SPOILER*

      Belma Hanım merhaba. Bu yazının parmak basmaya çalıştığı iddia kadınların asla yalan söylemeyeceği, bunun yalnızca erkekler tarafından yapılan birşey olduğu değil bence. Sorun gerçek hayatta kadınların mağdur olduğu korkunç boyutta bir iftira, şiddet, tehdit pratiği varken bize kadınların fail olduğu ender sayıda hikayeyi medyanın çok orantısız bir şekilde tekrar tekrar sunması. Burada bilinçli bir tercih var. Ve sonunda da gerçekten şiddete ve tacize maruz kalan her kadının inandırıcılığını haksız yere töhmet altında bırakan bir şehir efsanesi var.

      Ben şahsen Gone Girl filmini beğenenlerdenim. Hikaye içinde aile kurumuna yönelik güzel eleştiriler olduğunu düşünüyorum. Ama hikayenin ana eksenini oluşturan “iftira atan kadın” hikayesi gerçekten sorunlu bence de.

Elif için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir