İslamofobi ve cinsiyetçilik: Ahmet Nesin Vakası

IslamofobiMerhabalar. Adım Alper. Bir süredir okumakta olduğunuz bu blogu iki kadın bir erkek editörden oluşan ekibimizle yazıyoruz ve anaakım medyadaki cinsiyetçi söylem ve hikayeleri ifşa etmeye çalışıyoruz. Blog yazarları olarak İslamofobi denen şeyle de özel bir derdimiz var. Yazmak istiyorduk ne zamandır. Bugüne kadar taradığımız ve bize iletilen haberlerde bu kadar açıktan denk gelmemişiz belli ki.  Ama ne yaparsınız, kısmet bugüneymiş.

Bilebileceğiniz üzere yazar Ahmet Nesin kişisel blogunda 1 Mayıs’daki polis şiddetini AKP’li bakanların eşlerinin başörtülü olmasına bağlayan ve “Kocadan Örtünenler ve 1 Mayıs…” başlıklı bir yazı yazdı.  Kendilerinden haz etmemek için yeterince nedenimiz olan ODA TV de bunun üzerine iştahla atlamış ve yazıyı sitelerine aynen koymuş. “Kadının kapanma özgürlüğünü savunanlar bu yazıyı okusunlar” diye de başlık atmışlar.

1 Mayıs’taki polis şiddeti sorunu ve hükümet üyelerinin eşlerinin örtünme pratikleri arasında sürreel bir korelasyon olsa gerek.

Yazıda şu şekil bir ton tutturmuş Ahmet Nesin:

 “[…] Analizime göre ilk sırayı Hayrünnisa Gül aldı. Çünkü Hayrünnisa Gül örtülü olduğu için üniversiteye gidemeyip Türkiye aleyhinde AİHM’de dava açan kişidir. Oysa Hayrünnisa Gül o kadar özgürlük düşkünüdür ki, bugünlerde şaşkınlık içerisinde izlediğimiz gibi, bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimi için Recep Tayyip Erdoğan’a karşı daha demokrat olduğu söylenen kişi tarafından 14 yaşında ailesinden istenmiştir. İşte o an Hayrünnisa Gül’ün özgürlüğü bitmiş, aile erkeklerinin sözünü dinlemek zorunda kaldığından 15 yaşında evlendirilip, kocası tarafından liseden alınıp, başı kapatılmıştır. İşte bu Hayrünnisa Gül erkeğin dediğini yapıp sonra da kadının kapanma özgürlüğünün savunucusu olmuştur.”

Öncelikle 1 Mayıs’ın coşkulu geçmesi gibi bir derdi olan birinin sınıfsal bakış açısına sahip olmasını beklemek hakkımız sanırım.  Aralarındaki tek ortak nokta dindar ve başörtülü olmak olan Cumhurbaşkanı’nın eşi ve AKP’nin tabanındaki milyonlarca yoksul kadını aynı ipte hizaya çekmek, bana sorarsanız oldukça sınıf körü bir yaklaşım. Nasıl diyorsunuz… lümpence.

Ayrıca diyelim ki aralarında hiçbir sınıfsal fark yok, biri elma biri armut değil, Hayrünnisa Gül özelinde başörtülü kadınları “erkeğin dediğini yapıp sonra da kadının kapanma özgürlüğünün savuncusu olmakla” güya çelişkili olmakla itham eden dil kiminle mücadele ediyor, kiminle alay ediyor? Baskıyla mı? Yoksa baskı altında olduğunu söylediği kadınlarla mı? Nasıl diyorsunuz… dangalakça değil mi bu?

Ahmet Nesin analizine Emine Erdoğan ile devam etmiş, “15 yaşında ağabeyi kapanmasını istiyor, kendi söylediğine göre bundan dolayı intiharı dahi düşünüyor ama sonuçta erkek erki onun da kapanmasına neden oluyor” demiş.
15 yaşında bir genç kadını, herhangi bir yaştaki bir kadını, intiharı düşünmeye sevk edecek kadar veya daha azı baskıyla, herhangi bir şey yapmaya zorlayacak ağabey erkeklere HÖT dememiz gerektiği konusunda mutabık olmayan var mı, zaten yok. Ama Ahmet Nesin’in derdi burada elbette bu değil. O, yaşadıkları süreçlerden bağımsız, kadınların günün sonunda örtünmüş olup olmadıklarıyla ilgileniyor, “bakın aslında hepsi böyle” demeye getiriyor. O halde şunun adını koyalım. İstediğiniz kadar çizmeye çalıştığınız tabloyu “erkek erki”, “erkeğin dediğini yapmak” gibi sözlerle süsleyin, bu yaptığınız düpedüz cinsiyetçilik.    
 

Şöyle diyor Ahmet Nesin kısaca: ailesindeki erkeklerin zoruyla mı takmış, yoksa kendi iradesiyle mi takmış buna bakmam, kadının beyanına bakmam, sonuç olarak takıp takmamış olmasına bakarak burada bir baskı olup olmadığına karar veririm.  Bir kadının zorla ve şiddet tehdidiyle herhangi bir davranışa zorlanması ile herhangi bir davranışı kendi iradesiyle yapmayı tercih etmesi arasındaki fark Ahmet Nesin gibiler için belli ki önemsiz. Ama cinsiyetçi bir dünyada yaşayan üç buçuk milyar kadın için oldukça hayati bir mesele. Kadının iradesi denen şey sizin için önemsiz olabilir, ama bugün başörtüsü hakkı, yarın kürtaj hakkı, öbür gün tacize karşı “hayır hayır demektir” mücadelesi ve daha birçok gündelik toplumsal cinsiyet meselesinde kadınların tekrar tekrar erkeklerin yüzüne bağırmak zorunda kaldıkları bir varkalım meselesi bu, benim iradem diyebilmek. 

Sevgili modernci erkekler, dindar kadınlara zihinsel engelli muamelesi yaparak kadınların kurtuluşuna katkıda bulunacağınıza gerçekten inanıyor musunuz? Kadınların başörtüsünün bir “kadının iradesi ne yönde” sorunu olmadığını iddia ederek, “kadının rızası” / “kadının iradesi” kavramlarını tehlikeli bir biçimde önemsizleştirmiş ve dolayısıyla cinsiyetçiliği yeniden üretmiş oluyorsunuz.

İslamofobik erkekler kendi cinsiyetçiliklerini istedikleri kadar bir kadın özgürleştirmesi hikayesi arkasına saklamaya çalışsınlar, günün sonunda kadınlara kendilerini yetersiz ve insan-altı hissetmeleri  telkininde bulunmaktan ve muhafazakar erkek meslektaşlarının yaptıkları gibi kadınları düzenli bir suçluluk duygusu ile denetim altında tutmaya çalışmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Cinsiyetçilikle mücadele değil bu, aksine cinsiyetçiliğin modern Batılı kompartmanına tünemek sadece.  Modernci cinsiyetçi erkekler muhafazakar cinsiyetçilerden olmadıkları için bizden bir alkış bekliyorlarsa bir an önce gerçeklik ayarlarını gözden geçirmeliler. Zira dindar kadınların zerre umrunda değilsiniz ve cinsiyetçi dilinizle kimseyi özgürleştirmeye hizmet etmiyorsunuz.

Alper Ard

14 Yorum

  • Dolores dedi ki:

    Son yorumdan devam ediyorum: başını örten kadınlara sorsalar bile cevabından tatmin olmuyorlar. Yani kadın ne kadar kendi isteğiyle başını örttüğünü bağırıp, çırpınsa da, bir erkeğin zorlamasıyla örtündüğünü kabul etme eğiliminde herkes. O sebeple de sorma zahmetine girmediklerini sanıyorum. Elbette buna zorlandığını beyan eden tüm kadınlarla da dayanışmak gerek, herkesin herhangi bir giysi parçasını, herhangi bir sebeple giyme ya da giymeme hakkı olduğunu düşünüyorum. Küçük kişisel bir örnek vereyim: çok yakın bir çocukluk arkadaşım -cidden arkadaş bu arada :)- evlendikten sonra başını örttü. Herkes kocasının etkisi olduğunu düşündü. Ama ben çok iyi biliyorum ki bu böyle değildi, zaten oraya doğru bir gidiş vardı içinde. Hatta evliliğini bu sebeple yaptı muhtemelen. Yani zamansal olarak örtünmesi, evlenmesinden sonraya denk geldi ve tahmin edersiniz kimse sorma zahmetine katlanmadı.

    • Dolores dedi ki:

      Son yorum derken cinsiyetçi medya takip in 9 mayıs 2014 tarihli yorumunu kastetmiştim bu arada.

  • Mine dedi ki:

    Muhtemelen kendi dininiz olduğundan, belki de ailenizde etrafınızda bahsi geçen dindar kadınlar olduğundan taraflı bir yazı olmuş.

  • Meryem dedi ki:

    “Başını erkek sözü dinleyip kapattın, o halde özgürlükçü olamazsın.”
    İyiymiş yahu. Şey gibi oldu bu, zenci kölesin sen. Yani beyazların sözünü dinledin. O halde azat edilmeyi isteyemezsin.

    Ülkemizin tez zamanda bu aydın cahillerden kurtulması gerek. İleriki jenerasyona sarkmasın cehalet.

  • Anonymous dedi ki:

    yazıda ne anlatmak istediğinizi ben de tam olarak anlayamadım. “Şöyle diyor Ahmet Nesin kısaca: ailesindeki erkeklerin zoruyla mı takmış, yoksa kendi iradesiyle mi takmış buna bakmam, kadının beyanına bakmam, sonuç olarak takıp takmamış olmasına bakarak burada bir baskı olup olmadığına karar veririm.” bu noktadan önce yaptığınız alıntılardan sonra yaptığınız bu düşünsel sıçramayı anlamadım aslında daha doğrusu. Emine Erdoğan’ın intiharı düşündüğünü belirtmesi, kadının beyanını yok saymak olmuyor bana kalırsa. Ahmet Nesin’i savunmak falan gibi bir derdim yok – ilk defa bu yazı sayesinde varlığından haberdar oldum – ama yazısının tamamını okuma ihtiyacı hissettim buradaki eleştiriyi okuduktan sonra. yaptığı “evlenip işini bırakan ve örtünen kadınlar” listesine bakınca hakikaten, sizce de burada bir şema yok mu?
    kemalizmle ve bunun getirdiği belalarla savaşanlar islamofobiyle de savaşmanın elzem olduğunda birleşiyor günümüzde. ki bence de doğru bir tavır. ama biraz körü körüne bir savaş olmuş bu yazı. nesin’in de çok ciddi argümanlarla geldiği söylenemez tabi, yine de nesin’e yapılan eleştirideki argümanları içerik açısından yetersiz buldum.
    “Öncelikle 1 Mayıs’ın coşkulu geçmesi gibi bir derdi olan birinin sınıfsal bakış açısına sahip olmasını beklemek hakkımız sanırım. Aralarındaki tek ortak nokta dindar ve başörtülü olmak olan Cumhurbaşkanı’nın eşi ve AKP’nin tabanındaki milyonlarca yoksul kadını aynı ipte hizaya çekmek, bana sorarsanız oldukça sınıf körü bir yaklaşım. Nasıl diyorsunuz… lümpence.” buradaki düşünsel sıçramayı da anlamadım. nesin, akp’li ya da akp’siz örtünen kadınlarla gül’leri, erdoğan’ları aynı kefeye koyan bir ifade kullanmamış, ya da ben göremiyorum. öte yandan madem sınıf konuşacağız; tamamen eğitim sisteminin dışında bırakılmayan, ama eğitim hakkından özellikle en az payı alabilen alt sınıf kadınlarının özgür iradelerini gerçekleştirme şansları olduğunu düşünüyor musunuz samimiyetle? yoksa “biz analarımızdan böyle gördük, beyim ne derse o olur” türü beyanları gerçekten özgür iradenin söze dökülmüş hali olarak mı benimsemeliyiz?
    islamofobinin karşısına kemalizmofobiyle çıkmak bugün kimseye özellikle de biz kadınlara bir şey kazandırmıyor. islamofobi nasıl dar bir dünya görüşü ve indirgemeci bir yaklaşımsa diğeri de öyle. ben kemalizmden korktuğum kadar islamizmden de korkuyorum ayrıca kimse kusura bakmasın. devlette çok yüksek yerlerde oturan kişilerin eşlerine davranışlarını sıralamak bence islamofobiden ziyade islamizmofobiye giriyor.
    son olarak, yazıda bir beyaz türk erkeğinin kadının örtünme özgürlüğü hakkında fikir belirtmesine dair bir içerleme, ya da buna bir taşlama var gibi geldi satır aralarında. ya da belki ben biraz öyle okumak istedim. alper bey (erkek olduğundan yola çıkıyorum), acaba kendisi için hiç ciddi anlamda kapanmayı düşünmüş mü? mesela gün gelecek ve o günden sonra sokağa her çıkışta, allahın her manyak sıcak istanbul yazında, her namahrem erkekle karşılaşmada baştan diz altına kadar – yüz ve eller hariç – kapalı olmayı kafasında hiç ölçüp biçip tartmış mı? ya da sevdiği insanların günün birinden kendisinden bunu talep edebilme ihtimaliyle yüzleşmiş mi? (merak ederseniz, ben yüzleştim, hala da zaman zaman uğraşmam gerekiyor bununla)
    bunun dışında, odatv haber dilini eleştirmenizi ve sitedeki diğer haberleri çok takdir ediyorum. gerçekten önemli bir boşluğu dolduruyorsunuz. eleştirilerimi dostça ve yapıcı eleştiri olarak kabul etmenizi dilerim.

  • Temmuz dedi ki:

    Din düzleminde her yönde fobik olunabilen bir memlekette blog yazarlarının ortak hassasiyeti olarak islamofobiyi belirtiyorsak, “Tarafgir miyiz acaba?” diye sorma hakkımı kullanırım.

    Meselemiz islamofobiye oynayarak kendisini maskeleyen bir batıcı cinsiyetçilikse bunun belirtilmesi bir paragrafi olsun hak ediyor. Çünkü bütün bir cümle bile olmayan, “Modernci cinsiyetçi erkekler muhafazakar cinsiyetçilerden olmadıkları için bizden bir alkış bekliyorlarsa…” kısmı bunu belitmekte zayıf kalıyor.

    • Sevgili Temmuz, eleştiri için teşekkürler.

      Gerçi “Tarafgir miyiz acaba” derken tam anlamadık atladığımız şeyin ne olduğunu? Tarafız ve tarafgiriz tabi İslamofobi tartışmasında 🙂

      Ama vurgumuzun zayıf kaldığını düşünüyorsanız doğrudur elbette konuya çepeçevre değinmemiş olabiliriz. İslamofobi ve cinsiyetçilik ilişkisi hakkında siz birşeyler yazmak isterseniz yayınlamaktan memnuniyet duyarız. Selamlar.

    • Temmuz dedi ki:

      Tarafgir kelimesini bilerek seçtim. Çünkü taraflı ve tarafgir aynı şey değil. Benim anladığım, “Tarafımız olsun ama taraf kayırmayalım.” cümlesindeki ilk tavır taraflılık, ikinci tavır tarafgirlik oluyor.

    • Gerçekten mi? Sizce “tarafgirlik” yapıp, dindar Hristiyan kadınlara karşı dindar Müslüman kadınları mı kayırıyoruz? Bu kanıya nasıl vardınız, hangi vurgusu eksik cümlemizden? 🙂

    • Temmuz dedi ki:

      Hayır, zenofobiyle karşılaşan diğer kesimlere karşı Müslümanlar’ı kayırmış olabilirsiniz. Bunu da öylece islamofobi saptadığınız bir noktaya eğilerek değil, islamofobiye karşı duyarlı olmanın bir önceliğiniz olduğunu belirterek yapmış olursunuz. Türkiye gibi yabancı düşmanlığının su olup aktığı bir yerde, “… İslamofobi denen şeyle de özel bir derdimiz var.” derseniz, mesela benim gibi alevi kökenli bir ateist de acaba diyebilir.

    • Zenofobi ve diğer ayrımcılık sorunlarımız hakkında haklısınız. Bunlar var ve hepimizin ortak sorunu. Başörtüsü mücadelesi de öyle.

      Neyin önceliğimiz olduğu, neyi geriye attığımız konusunda bir şüpheniz varsa, blogumuzun önceki yazılarında gezinmenizi öneririz. Halen bize haksızlık yapmadığınızı düşünüyor olursanız tekrar konuşalım. Selamlar. İlginiz için teşekkürler.

  • Anonymous dedi ki:

    kadınların bir suçu olduğunu belirtmedim ki. bilakis, kadınlar üzerinden ve hatta onları kullanarak istedikleri uygulamaları getirmek istediklerini belirttim. burada kadınların ne suçu olabilir ki? ayrıca başörtüsü takmak isteyen ve bu hakkını savunan kadınlara kesinlikle karşı değilim, olamam zaten. benim karşı olduğum husus, bu örtüyü kullanan tüm kadınlar bunu gerçekten kendi istek ve iradeleri ile kullanıyormuş gibi, tüm kadınların iradelerine saygı duyuluyormuş gibi gösterilmeye çalışılması. işin aslının öyle olmadığı o kadar açık ki aslında.
    ön yargılı biçimde benim bu kadınların içinde hiç bulunmadığım varsayımınız ise çok acemice. siz beni bana anlatmaya çalışmışsınız farkında olmadan. ben cemaat yurtlarında da bulundum, anadolunun aşırı muhafazakar köylerinde-ilçelerinde de yaşadım, yatılı kuran kurslarında da kaldım ve daha burada anlatamayacağım şekilde (çünkü başım derde girer) meselenin içinde bulundum. şu kadarını söyleyeyim: başında örtü olan (özellikle genç) kadınların çok ama çok büyük bir kısmı bu örtüyü kendi isteği dışında takıyor ve çok büyük kısmı eğer başörtüsü takmayı reddederse öldürülme, şiddet görme tehdidi altında. işler dışarıdan göründüğü gibi değil maalesef.
    kendini kişiliği, hayat görüşü ve yaşam felsefesi ile ve kendi dindarlığı, kendi iradesi ile başını örten kadına kim ne diyebilir allah aşkına? başını bu şekilde kendi iradesi ile örten kadınlara özgürlük aldatmacasına inandığı için kızıyor değilim. bu aldatmacaya inanan onlar değil ki. bu aldatmacaya, ülkemizin son on yılda çok demokratik ve özgür bir ülke haline geldiğine inananlar inanıyor.
    peki başını baskı altında kapatan bunca kadın hakkında neden hiç konuşmuyoruz? benim en yakın arkadaşlarım, en yakın akrabalarım arasında bu durumda olan çok kadın var. bu baskı sadece anadolunun muhafazakar kesimlerinde ya da “başka” sınıflarda olmuyor. bu da bir şiddet türü ve diğer şiddet türleri gibi her sınıftan, her sosyal kesimden ailede oluyor.
    sözünü ettiğim baskı altındaki kadınlara (eğer çok sıkı fıkı değilseniz) başını neden örttüğünü soracak olursanız istisnasız olarak “kendi isteğimle-dinim böyle emretmiş vb.” cevaplar alacaksınız. nereden mi biliyorum? çünkü her gün bunun içinde yaşıyorum.
    siz bilmeseniz de benim her daim muhatabım olan bu kadınların islamafobi hakkında yakındıklarına hiç şahit olmadım. (isveç, fransa, danimarka gibi ülkelerde yaşasaydık islamafobi tehdidinden bahsederdik elbette) onları çevreleyen tehdit unsurları arasında genelde en yakınları oluyor ne yazık ki.
    mahalle baskısı-aile bireylerinin baskısı ve öldürülme- şiddet görme-terk edilme tehditleri altında yaşamaya çalışan kadınların ülke olarak yaşam haklarını dahi koruyamazken bu toz pembe İRADE, ÖZGÜRLÜK, BEYAN lafları boşuna dolaşıyor havada.
    son olarak size ön yargılarınızdan kurtulmanızı tavsiye ediyorum. bana yazdığınız yazıda “başörtülü kadınlarla doğrudan diyaloğa giren yok. Neden? Onlara ne istediklerini doğrudan soran yok. Neden?” diye serzenişte bulunuyorsunuz bir de. karşınızdaki insanı hiç tanımadan nasıl da kendinizden emin şekilde bu soruları sorabildiniz hayret ettim doğrusu. oysa yukarıda anlattığım gibi benim hayatım bu çevrede geçti ve geçmekte. bu nedenle sizin “Bugüne kadar hiç bir başörtülü genç kızla bunları konuştunuz mu? O ne hissediyor, dünyaya nasıl bakıyor, hayattan beklentileri nedir biliyor musunuz?” şeklinde sorularınızı görünce bu blok adına üzüldüm doğrusu. takip etmeye değer bir yere benziyordu.

  • Anonymous dedi ki:

    yani a.nesin kadınların türbanı kendi “iradeleri” ile taktığını belirtseydi her şey güzel mi olacaktı? ne demek istediğinizi tam olarak anlayamadım. a.nesin yazdığı bu yazısındaki bilgiler ile islamafobik mi olmuş? türkiye’de islamafobi bir tehdit midir? kadınların büyük çoğunluğunun başlarını kendileri istediği için örttüğünü mü düşünüyorsunuz? a.nesin ne demek istemiş bilmem ancak benim düşüncem şu: iktidar (ve diğer çoğu islamcılar) özgürlük olmayan şeyleri özgürlükmüş gibi yutturmaya ve bu yolla bakın biz ne kadar özgürlükçü insanlarız imajı yaratmaya çalışıyor. daha önce ilköğretim okullarında serbest kıyafet uygulamasını başlatacaklarını ve bu yolla çocuklara küçük yaşta kişilik, beğeni kazandıracaklarını, onları daha özgür çocuklar haline getireceklerini söylemişlerdi. yedik mi? yemedik. çünkü arkadaki gerçek amaç bu değildi hatırladınız mı? peki asıl amaç neydi onu hatırladınız mı? şimdi de pembe otobüs uygulamasını hatırlamaya çalışın bakalım. ne demişlerdi? “bu uygulamayı hanım kardeşlerimizden gelen istek doğrultusunda başlattık. hanımlarımızın toplu taşıma araçlarındaki mağduriyetlerini giderip onların özgürce seyahat etmesini sağlayacağız…” yedik mi? başka bir örnek: kadınlara iş hayatında esnek çalışma, yarı zamanlı çalışma, evden çalışma, upuzun doğum izinleri getirme tasarısını hatırladınız mı? nedeni sorulduğunda yine aynı cevabı verdiler: “hanımlarımızdan gelen bu talebi geri çeviremezdik. çalışma hayatında hanımların çektiği sıkıntıları gidermek amacıyla bu tasarıyı hazırladık…” yedik mi? ben kendi adıma yemedim. şimdi siz pembe otobüs uygulamasına karşı çıkarsanız cinsiyetçi mi olacaksınız? kadınlar talep etmiş çünkü bunu. kadınların isteklerini ve düşüncelerini yok saymış mı olacaksınız? a.nesinin yazısı saldırgan bir dil içeriyor gibi görünse de benim düşünceme göre bu “özgürlükçü olma” aldatmacasına dikkat çekmek istemiş ancak kendini yeterince açık ifade edememiş.

    • Merhaba. İlginiz için teşekkürler.

      Ama bakın siz kadının beyanı tartışmasını biraz yanlış anlamışsınız.

      Hükümetin “hanımlarımızdan gelen talebi geri çeviremezdik” sözü, kadınların değil adı üzerinde hükümetin aktarması. Hükümetin kadınların ne istediğini hiç bir zaman sormadığını, hep ‘varsaydığını’ biliyoruz. Ama bu hükümetin suçu, neden dindar kadınların suçu olsun ki?

      Ayrıca Ahmet Nesin de siz de bu yazıda, başörtüsü hakkını savunan, “özgürlükçü olma aldatmacasına kanan” insanları muhattap alıyorsunuz, bu insanlara hitaben yazıyorsunuz, bu insanları eleştiriyorsunuz. Ama başörtülü kadınlarla doğrudan diyaloğa giren yok. Neden? Onlara ne istediklerini doğrudan soran yok. Neden?

      Bugüne kadar hiç bir başörtülü genç kızla bunları konuştunuz mu? O ne hissediyor, dünyaya nasıl bakıyor, hayattan beklentileri nedir biliyor musunuz? islamofobi’nin gerçekten bir tehdit olup olmadığını, hangi kadınların hayatını ne kadar zorlaştırdığını merak ediyorsanız, muhattabınız öncelikle başörtülü kadınlar olmalı. Cevabı onlarda.

      İlginiz için tekrar teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir