Kadının beyanında kafalar karışık mı?

kadinin beyani esastir marisa tomei

Alper Ard

Sosyal Medyanın “Ölü Kızları” adlı yazımıza dekadanz.com sitesinden yanıt geldi. Blogger Ethanopium, yazımızın geneline katılmakla beraber, kadının beyanı esastır ilkesini ispat yükünü tersine çevirecek kadar radikal bir şekilde yorumlamamızdan mutlu değil.  Kafamızın karışık olduğunu düşünüyor.

Ethanopium ayrıca “Tecavüz ve tacizde ispat yükümlülüğünün şüphelinin üzerinde olması gerektiği” önermemizin bir ‘wishful thinking’ ve ‘uydurma’ iddia, ve günün sonunda ‘%100 yanlış bilgi ve hukuk cehaleti içeren bir söylem’ olduğu kanaatinde.  Özellikle feminist avukat Seher Kırbaş Canikoğlu’nun BİAMAG’da çıkan “Kadının Beyanı Esastır” ilkesinden ne anlamalıyız başlıklı yazısını esas alıyor ve bizimki gibi yorumların ilkenin kapsamını çok abartmak anlamına geldiği konusunda Kırbaş Canikoğlu’nun görüşlerini paylaşıyor.  Anladığımız kadarıyla ‘hukuki cehaletimiz’ de bir avukat olan Kırbaş Canikoğlu’nun görüşlerine katılmamamızdan kaynaklanıyor.

Tartışalım öyleyse.

Öncelikle, evet bu bir wishful thinking (tr- olması azru edilen). Evet henüz istediğimiz kapsamda uygulanmıyor ve evet biz uygulanmasını arzu ediyoruz. Buradaki çelişki nerede?  Ayrıca kadının beyanı esastır ilkesini hangi kapsamda uygulayacağımız konusunda aktivist gruplar arasında tam bir mutabakatın henüz sağlanmamış olması –çok yakında cnm inş -, neden bir “cehalet” sorunu olsun?

Gerçek o ki kadının beyanı esastır ilkesi ne bir “bilgi”, ne de bir “hukuki birikim” konusu.  Bu ilke politik bir tercih ve bir mücadele aracı. Cinsiyetçiliği, kadına karşı şiddet ve gündelik taciz pratiklerini ne kadar geriletmek istediğimiz ve ne kadar radikal bir önlem almaya hazır olduğumuzla ilgili bir tercih.

Ethanopium ne kadarına hazır olduğunu şöyle ifade ediyor:

“Öncelikle ve net olarak şunu söyleyeyim. Hiçbir yerde, hiçbir adalet sisteminde (nispeten uygar ülkelerde en azından) hiçbir koşul altında, sanıklar suçsuzluklarını ispatla yükümlü değillerdir. Bu, böyle işlemiyor ve asla da işlemeyecek. Çok şükür! Emin olun, hiçbiriniz de şüphelilerin masumiyetlerini ispatla yükümlü tutuldukları bir adalet sistemi ile yaşamak istemezdiniz.”

Gerçekten böyle mi durum? Hâlihazırda daha radikal hukuk önlemleri aldığımız örnekler hiç mi yok? Cehalet tartışmasına girmeden, benzer bir hukuki örnek üzerinden gidelim. Çocukların cinsel istismarı suçunu ele alın.  18 yaşını doldurmuş birisinin 18 yaşını doldurmamış birisiyle cinsel ilişkiye girmesini toplum olarak yasaklıyoruz. Çok azımız dışında ezici çoğunluğumuz böylesi bir ilişkinin çocukların suiistimaline yol açacak bir ilişki olacağı konusunda mutabıkız.  Oysa realitede her spesifik örnekte durum böyle olmayabilir. 99 örnekte çocuk travmatik bir deneyimden geçerken, 1 örnekte çocuk ve yetişkin rızaya dayalı, manipülasyondan uzak, çok dengeli bir ilişki içine girmiş olabilir. Mümkündür.  Hayat bu.

Ama gerçek hayat istisnaları her nasıl gerçekleşirse gerçekleşsin, o doksan dokuz çocuğun vücut bütünlüğü bizim o kadar önemli bir konu ki, istismar konusu çocuğun bu konuda rızası var mı yok mu, bu ilişki gerçekten kendisi için travmatik bir ilişki olmuş mu olmamış mı hiç bakmıyoruz. En ufak bir risk almıyoruz, ve hukuk sisteminin de almasına izin vermiyoruz. Bırakın şüphelilerin masumiyetlerini ispatla yükümlü olmasını, şüphelilere masum olduklarını ispat şansı bile vermiyoruz.

Sağlıklı olan da bu zaten. Gerçek hayatın ihtimaller evreniyle genel geçer kurallar koyma gerekliliğinin kesiştiği bir yerde, elimizdeki sosyolojik verilere bakarak varsayımsal bir çizgi çekmek zorundayız.  Bu varsayımın ne kadar gerçekçi bir varsayım olduğu ayrı bir tartışma, ama birilerini, ezilmekte ve zayıf konumda olan birilerini korumak için bazı istisnaları göz ardı etmek pahasına getirdiğimiz bir varsayım bu.

Kadının beyanı esastır ilkesiyle savunduğumuz da bu zaten. İlke bazı erkekleri hiç suçlu olmadıkları anda mahkum edecek olabilir.  Ama yine de ilkenin koruduğu diğer doksan dokuz haklı iddia karşısında erkeklerin elini taşın altına sokmaları gereken bir risk bu.   İlke sonuna kadar uygulanmalı ve kanıt yokluğunda bile kadınların beyanı esas alınmalıdır.

Kadının beyanı esastır ilkesi hakkında şu Marksist.org’da çıkan şu derli toplu notları yararlı bulabilirsiniz.

Ayrıca bu ilkeye neden ihtiyaç duyulduğu hakkında yine verilere dayanan bir yazımız da şurada var.

Bir göz atın, ikna olmazsanız yine konuşalım.

Toparlayacak olursak, kadının beyanı esastır ilkesi konusunda bizim kafamız karışık falan değil, sadece Ethanopium ve Seher Kırbaş Canikoğlu gibi düşünenler bu konuda yeterince radikal bir politik hattan bakmıyorlar. Oysa her gün daha fazla kadın ölümleri ve tecavüz haberi ülkenin her tarafından yağıyorken… bakmalılar.

7 Yorum

  • Toraman Basri dedi ki:

    Bu konu beni çok üzüyor. Masumiyet karinesini bozmayalım dediğimde yeterince radikal olamamış olmak çok kırıcı gerçekten.

    Başka üzücü olan bir konu da yazıda adeta bir kar zarar hesabı yapar gibi sonuca gidilmiş olması. “Yüzde doksan dokuz için daha iyi olsa, kalan yüzde bir de işte, o da o kadar olur” diye hesaplar açıkçası bana çok tepeden geliyor. Ben şahsen bu oranları hesapları bu işten mağdur olan bir insanın yüzüne karşı söyleyemezdim.
    Hadi geçtim orasını, hadi hesaplayarak karar verelim. Bana bu hesaplarda mantıklı görünen şu: tecavüz mağdurunun travması çok daha ağır olduğundan ve tecavüz iftirası daha az tehlikeli ve daha az olduğundan dengeyi ona göre kaydırabiliriz. Peki insanlar sadece mahkemeye başvurarak canlarının istediğini – aksini ispatlayamadıkları takdirde – hapse gönderebilmeye başlayınca o oranlar değişmeyecek mi? Hadi değişmedi diyelim. Halihazırda zaten kimsenin inanmaya yanaşmadığı, bir şekilde sesini kısmaya çalıştığı tecavüz mağduru için mahkeme dışında, normal hayatta “iftiradır yeaaa” denmesini kolaylaştırmış olmayacak mıyız? Toplumsal erkeği ve kadını azıcık tanıyorsam bu durum arayıp da bulamadıkları bahane olacaktır mağdura dünyayı dar etmek için.

    Radikal diyorduk. Ben bu kurunun yanında yaş da yansın anlayışını pek radikal de bulmuyorum. Olsa olsa biraz tembel buluyorum. Soruna çözüm getirmek yerine başka yere taşımak bence. Değişikliği mahkemenin işleyişinde düşünmek bana çok daha mantıklı geliyor. Dava süreci kadının iddiasını ispatlamaya uğraşır şekilde yürüyebilir mesela. Ya da normalde geçerli olmayan şeylerbu tür davalarda delil olarak geçerli olabilir. Şüphelinin tavrı, bakışı, önceden mağdura söyledikleri vs. artık bilmiyorum.

    Bu konuda ne zaman bu tavrı alsam hep erkek olduğum için böyle konuştuğum söyleniyor. Siz de öyle düşündüyseniz diye bi açıklama yapayım, ben tecavüz davalarında kendimi hep mağdurun yerine koyarım, tabiri caizse parlak bi erkek olarak hep bu risk altında hissetmişimdir kendimi (Hatta bir iki tehlike de yaşamadım değil).

    Derdim şu. Bu mesele çocuk istismarından biraz farklı. O konuda en azından yetişkin bireyler çocuğun arasında geçenin ispatlanması gerekiyor. Yani suçlu olması için yetişkinin gerçekten 18 yaşından küçük biriyle yatması gerekiyor. Daha doğrusu kendini o duruma düşürmemek için ne yapması ya da yapmaması gerektiği belli. Bu öyle değil. Bu durumda denge sonsuz birim bir tarafa kayıyor. Hiç kimse hiç bir zaman güvende değil. Her an herkes hapse girebilir. Birebir belli bir süre vakit geçirdiğin herkes isterse seni hapse attırabilir.

    Bir de teknik sorun var. Peki şüpheli de mağdurdan şikayetçi olursa ne olacak. “Hayır asıl o bana tecavüz etti” derse nasıl olacak. İkisi de masumiyetini kanıtlayamazsa ikisi de hapse mi girecek? Muhtemelen o zaman delillere bakılırken iki taraf da eşit şartlarda olacak ve biri mahkum olacak. Takdir edersiniz ki bu durumda her tecavüzcü aynı savunmayı yapacaktır. Her tecavüz mağduru üstüne bir de karşısındakine tecavüz etmediğine dair delil aramak zorunda kalacak.

    Neyse çok uzattım. Özetle radikal olmak bundan ibaret değil. Ben derim ki her kadın silahlansın mesela. Tecavüz daha yaşanmadan engellenmiş olur böylece. “O zaman kadınlar iftira atmak yerine çeker vurur” derseniz, “devletten daha az tehlikeli olacağı kesin” derim. Ya da davasını görelim. Zaten anlarız arsız arsız “ya o da istiyodu, açıp bacaklarını oturmuş” diyen adamın suçlu olduğunu. İşte arsızlığı oranında işkence edip öldürürüz. Ya da kadın kendisi öldürür. Ayrıntıları düşünmedim. Radikalse radikal.

    • ALPER dedi ki:

      Sevgili Toraman, aynı gün içinde iki uzun yorum yazısı, kalemine kuvvet!

      Ersin’in Pornoyu Savunurken yazısına cevap verenleri Ersin’den 3ncü kişi olarak bahsetmekle eleştirdiğini ve herkese ismiyle hitap ettiğini görüyorum. Bence bunda sorun yok. Yanlış bir eleştiri değil. Cinsomedya ekibini ve Ersin Tek’i şahsen tanıdığını anlıyorum. Bence bunda da sorun yok. Ama durum buysa sahte mahlaz altında yazmak niye? Bir erkek olarak bu tartışmada bir söz hakkının olmadığını düşünmüyorum. Elbette söz hakkın var. Ama bazı erkeklerin cinsiyetçilik konusunda yüz yüze yapılan politik tartışmalarda söylemeye çekineceği şeyleri sahte veya anonim isimler altında internet ortamlarında bol keseden dile getirmelerini, ne yalan söyliyim, oldukça sorunlu buluyorum. CinsoMedya olarak en son yapmak isteyeceğimiz şey bu tür bir örtük, vur-kaç erkek muhalefetine platform olmak.

      Yine de zahmetine istinaden cevaplayayım:

      1- “Ben şahsen bu oranları hesapları bu işten mağdur olan bir insanın yüzüne karşı söyleyemezdim.”
      Mağdur olan insanın yüzüne söyleyin demiyoruz zaten, erkek olarak mağdur olduğunuzu hissettiğinizde bunu kendinize hatırlatın diyoruz. Politik bilinç meselesi bu. Kolay bir iş değil biliyorum ama gerekli.

      2- “Toplumsal erkeği ve kadını azıcık tanıyorsam bu durum arayıp da bulamadıkları bahane olacaktır mağdura dünyayı dar etmek için.”
      Bahane bulanlar olabilir, suistimal edenler olabilir. Ama bu “kadının beyanı esastır” ilkesiyle alakalı bir durum değil ki. Hak kavramıyla alakalı. Her hak suistimal edilebilir. Buna insan hakları da dahil. Hiçbir toplumsal politika kararı suistimal ihtimaline göre alınmaz. Öğrenci gerçekten hasta mı, yoksa okulu mu kırıyor? Kül yutmaz coğrafya öğretmeni mantalitesinden kurtulalım.

      3- “Bir de teknik sorun var. Peki şüpheli de mağdurdan şikayetçi olursa ne olacak. “Hayır asıl o bana tecavüz etti” derse nasıl olacak. İkisi de masumiyetini kanıtlayamazsa ikisi de hapse mi girecek?”
      Asıl noktayı nasıl kaçırdığını anlamadım gerçekten? Tabi ki böyle birşey olmayacak. Kadının beyanı esas alınacak. Erkek istediği kadar “hayır asıl o bana tecavüz etti” desin, erkek aksine kanıt sunamadığı sürece, yargılama kadının lehine yapılacak.

      4- “Zaten anlarız arsız arsız “ya o da istiyodu, açıp bacaklarını oturmuş” diyen adamın suçlu olduğunu.”
      Tamam da hukuk sistemi böyle demiyor işte. Hemen hemen her fail aşağı yukarı böyle bir savunma yapıyor zaten. Ama tam bu noktada iş kilitleniyor. Mahkemeler “kendisinin de istemediğini” kanıtlayamayan şikayetçinin iddiasını reddediyor. Senin dediğin “zaten anlarsınız” adamlarının yaptıkları yanına kâr kalıyor.

      5- “İşte arsızlığı oranında işkence edip öldürürüz.”
      Neler saçmalıyorsun? Cevap bile vermeyeceğim tabi ki buna. Radikalse radikalmiş…

      • Toraman Basri dedi ki:

        Bi saniye. Üçüncü kişi olarak hitap etmekle ilgili söylediğim şey pek eleştiri sayılmaz. Sadece kendisi de okuyodur zaten diye o değil sen diyebiliriz diye düşündüm. Kişileri şahsen tanıma kısmında sanırım laf soktun, tam emin değilim ama yok. Tanımıyorum. İsimle hitap etmek zaten normali bence. Hem “bey”, “hanım” gibi kelimeleri de kullanmamış oluyoruz.

        Mahlas altında yazmamın da tek nedeni devlet. Hatta burada tartışan insanlara başka yerde tanıştığım insanlardan daha çok güvenirim muhtemelen. Mahlas altında olduğum için atıp tutma gibi bir tavrım yok diye düşünüyorum ama yanılıyosam tabi muhakkak bilmek isterim. Önemli çünkü.

        Erkek olarak söz hakkı konusunda değildi endişem. Malum konu çok hassas ve bulunduğum noktadan ötürü erkek olarak erkeği korumaya çalışıyor gibi görünmekten endişe etmiştim.

        Bu arada eleştirilerini genel olarak beğendim ama açıkçası bi parça tepeden gibi geldi. Ders veriyomuş gibi. Ama dediğim gibi bi parça. Çok da dert değil.

        Ben de madde madde gidiyorum.

        1. Zaten yüzüne karşı söyleyemezdim derken, kendini mağdur hissederken bunu hatırlamasını bekleyemeyiz demek istedim. Haksız yere tecavüzcü damgası yemiş bir insan artık politik bilinç gibi kelimelerle düşünmez bence. Özellikle yüzüne karşı söylemekten bahsettim. “Onlar da feda edilebilir kayıplar olsun” der gibi “Sen feda edilebilir bir kayıpsın” diyemeyiz bence. Ya da içinde bulunduğu durumun adaletli olduğuna ikna edemeyiz.

        2. Buna biraz hak verdim. Gerçekten de zalimin baskısı bi hareketten vazgeçmek için sebep olamaz. Yani en azından astarı yüzünden pahalıya gelmiyorsa. Burada kadını korumaya çalışırken yine kadının başka bir taraftan mağdur olmasına sebep oluyoruz. Son seçenek olmadığı sürece tercih edilebilecek bişey değil bence.

        3. Buna sanırım tamamen hak verdim. Cidden asıl noktayı kaçırmışım. Konu kadın ve erkek arasındaki durumla ilgiliydi. Ben mağdur ve şüpheli olarak düşündüm. Cinsiyetleri her kombinasyonda ele aldım. Konunun dışına çıkmışım.

        4. Açıkçası bunun geleceğini biliyordum. Zaten şu anda soruna çözüm tasarlıyoruz. Hukuk sistemi kadının beyanını da esas almıyor. Delil sayılan verilerin ne olduğu üzerinde bi değişiklik (şüphelinin tavrı gibi) yapmak bana daha olası geliyor. Kurunun yanında yaş da yanmadığı için daha da adaletli geliyor.

        5. Valla “saçmalıyorsun” lafına alındım. Meselenin radikallik meselesi olmadığına dair bir örnek verdim. Pekala çok daha radikal bi bakış açsıyla da tersi savunulabilir demek için. Ha bana çok ter gelen bişey değil tecavüzcüye işkence meselesi orası ayrı. Şiddet nereye kadar makuldür, mağdurun tatmini için ne kadar ileri gidilebilir sorularıyla tartışılabilecek bişey. Ama kesinlikle saçma diye kestirip atılabilecek bişey değil.

  • E. O. dedi ki:

    Her şeyden önce cevabımı dikkate alıp karşı cevap yazdığınız için teşekkürler. Bu arada Elçin ile de Twitter’dan takipleşiyormuşuz ama orada profilinde soyadı yazmadığı için yazıyı yazanın o olduğunu çıkaramamışım.

    Tekrar konumuza dönersek; her şeyden önce 18 yaşından küçüklerle seksin yasak olması iddiası ile ilgili verdiğiniz örnekte maddi bir hata var. Yine tekrar olacak ama, uygar ülkeler başta olmak üzere, örneğin pek çok AB üyesi ülkede 18 yaşından küçüklerle seks yasak değil. Age of consent diye aratırsanız, yaş sınırının 14-15’e kadar indiğini göreceksiniz.

    İkinci ve daha önemli bir nokta, verdiğiniz örneğin gerçekten de ”şüpheli, masumiyetini ispat ile yükümlüdür” önerisi ile hiç ama hiç alakası olmaması. 18 yaşından küçük kişiler, hak ve yükümlülükleri sınırlı bireylerdir. Kanun, reşit olmayan bireyleri korumak için bir kısım sınırlamalar koyarken, hukukun özü ile çelişmiyor. Ancak kadınları korumak için masumiyet karinesini kaldırdığınız zaman, hukuku da bitirmiş oluyorsunuz. Ayrıca bana göre daha da büyük bir zararı, böyle bir uygulamanın hukuk nezdinde kadınları ”yarım, eksik, reşit olmayan” vatandaş olarak alıp bir yere yerleştirecek olması.

    Aslında bu konu hakkında günlerce karşılıklı yazışabiliriz ama gerçekten boş iş olur. Daha önce dediğim gibi, şüpheliler asla ve asla masumiyetlerini kanıtlamakla yükümlü tutulamazlar. Hukukun bu temel ilkesinin değişmeyeceğine emin olabilirsiniz. Elde olan sistemde pek çok yanlışlıklar ve eksiklikler olabilir. Ancak bunların düzeltileceği yer, masumiyet karinesi değil.

    Marksist.org’daki notlara verdiğiniz linke de baktım. Masumiyet karinesinden ”burjuva hukukunun bilmemnesi” diye bahsediyor. Önce bir devrimi yapsın marksistler, sonra ciddiye alayım ben onların söylediklerini. 150 yıldır patinaj çeken bir ideolojiden bahsediyoruz allahaşkına. Üstelik bazı yorumlarında fahişeleri dövüp, fotoğraflarını çekip, teşhir etmek de var. Kalsın.

    • ALPER dedi ki:

      Selamlar. Notlarım şöyle:

      1- Diğer ülkelerde age of consent’in 18’in altında olması neden bizim yazımız açısından maddi bir hata o kısmını anlamadım. Ama zaten konu bu değil. İster 18, ister 14 olsun varsayımsal bir sınır çizmek zorundayız. Bundan bahsediyordum.

      2- Benim verdiğim örnek üzerinden neden bir “kadınların reşit sayılmama” anolojisine gittiğinizi anlayabiliyorum. Evet örneği tersten okursak böyle bir sonuç çıkabilir. Ama bu genelde pozitif ayrımcılık politikalarına şüpheyle bakan çitin diğer tarafındaki şanslı insanların içine girdiği bir savunmadır dünyanın her yerinde. Amerikalı şüpheci beyazlar siyahlara yönelik bir pozitif ayrımcılık uygulaması konuşulduğunda “Bu yaptığınız siyahları çocuk yerine koymak” der, şüpheci Almanlar Türklere yönelik pozitif ayrımcılık konusunda “Bu yaptığınız Türkleri çocuk yerine koymak der” vs. Gördüğüm kadarıyla siz de ben de erkeğiz…. soooo? 🙂

      3- kendimi bir marksist olarak görmekle beraber, “devrimci ertelemecilik” diye bir şeye inanmıyorum. Cinsiyetçilikle hemen, şimdi, bugün, burada mücadele etmemiz gerektiğine inanıyorum. Parti Cephe’nin marksizm adına yaptığı saçmalıklara en ufak bir sempatimiz yok. Seks işçilerinin koşulsuz yanındayız.

      Selamlar.

  • Mehmet Dogan dedi ki:

    Bahsedilen cevap epey sorunlu.

    Aslinda cevap, linki verilen avukatin yazisina dayaniyor. Sadece ‘cevabimdir’ diyerek o yaziyi link verse de olurdu. Bu yuzden cevabi degil avukatin yazisini esas aliyorum.

    1. Gundemi yogun. Baro baskani avukatin cinsel saldiri sanigini savunmasi meselesi yazinin yarisini almis goturmus. (Bence de bir avukatin kimi savunup savunmayacagi kendini ilgilendirir.)
    2. KBE ilkesine salt pozitif hukuk gozuyle bakmis.
    3. Cinsel saldiri/taciz gibi suclarin saniklarini bilhassa ulkemizde tamamen siyasi suclar olan ‘teror orgutu uyeligi’ sucu saniklariyla esitlemis.
    4. Senin de dedigin gibi fikir ayriligini cehalet olarak damgalamis.

    1 gercegi soylemeyecek olan kadin yuzunden 99 kadini taciz/cinsel saldiri ile basbasa birakir bu mentalite.

    • ALPER dedi ki:

      Sevgili Mehmet,

      1- Kimi isterse savunur bana pek doğru gelmiyor açıkçası. Avukatların böyle bir esnaf ayrıcalığı niye var, bana da biraz tuhaf geliyor.
      2- Doğru diyorsun.
      3- Evet öyle yapmış görünüyor.
      4- Aynen.

      Kısacası dört önermenden üçüne fazlasıyla katılıyorum 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir