Kızımız ne iş yapar?

medipol2

Deniz Güngören, Medipol Üniversitesi’nin yeni reklam kampanyası “Gençlik Hareketi”nde, gözüne çarpan cinsiyet ve meslek ayrımlarına dair yazdı. İlk bakışta, toplumda cinsiyetlere yakıştırılan meslekler reklamda kaba bir şekilde ayrılmamış gibi görünse de, dikkatli izlendiğinde, doğa bilimleri erkeklere yakıştırılırken güzel sanatların kadınlara verilmesi gibi (akıla/rasyonelliğe karşı duygusallık yargısı) ince bir hattı takip eden durumlar söz konusu. Yüzyıllar boyunca erkeklere yakıştırılan güzel sanatların (kadınların payına ise dikiş-nakış gibi eski zanaatler düşerdi) bugün böyle algılanmasının olası nedenleri bizim yazımızın sınırlarını aşıyor. Lafı uzatmadan Deniz Güngören’in yazısıyla sizi baş başa bırakıyoruz.


Kızımız ne iş yapar?

Medipol Üniversitesi (hastane değil miydi o?) “gençlik hareketi” (buna bir şey demek gerçekten zor; “ha, ney!” falan belki.) sloganı ile yürütmeye başladığı reklam kampanyasıyla kadınların ve erkeklerin hangi meslekleri icra etmeleri gerektiği ile ilgili bir katalog sunarak hepimizi kafa karışıklığından kurtarmış sağolsun.

Çok kısaca, geçlik hareketi lafına da “ney” diye tepkimizi verdikten sonra, anlıyoruz ki muhtemelen “gençlik hareketi dediğin böyle olur, gençler sokakta solculuk teröristlik yapmasın, okul okusun” imâ ediliyor, en azından ben ancak bunu anlayabildim.

Aslında kampanya görsellerini ararken karşıma çıkan ilk şeylerden biri olan “güzel reklam yapmış adamlar” şeklindeki sözlük entry’si de (güzel reklam kısmına değil adamlar kısmına odaklanınca) kabaca özetliyor.

İlk olarak, üçü yağız delikanlımız (hukuk, mühendislik, tıp) ikisi hanım kızımız ( uluslararası ticaret, uluslararası ilişkiler) olarak serpilmiş, arka arkaya beş billboard’u gördüm. Sonra reklam filmini izledim; daha da detaylı sınıflandırmalar ile yan yana erkeğin elinde doğa bilimleri, kadının elinde güzel sanatlar; tıpçı erkekler, hemşire ve eczacı adayı kadınlar en akılda kalıcıları oldu benim için. Yani kabaca erkeklere saha işleri-kadınlara ofis veya erkeklere bilim-kadınlara sanat. Veya insanlık için en fazla değer ürettiği düşünülen meslekler erkeklere, çoğu insanın tam ne olduğunu anlamadığı, büyük şirketlerde teknokratlık ve temsilcilik yapma işleri kadınlara.

Hayır, beklediğimiz de bir Kürt kadın, bir trans kadın, bir trans erkek bir Suriye’li queer falan görmek değil ki, yani ne hoş olurdu tabii ama ayrımcılıkla ilgili varılmasına müsaade edilen toplumsal mutabakatla fazlaca orantısız bir beklenti maalesef.

Ama üniversite olduğunu söyleyen bir kurumun, yani kadının kamusal alandaki rolü, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, işyerlerinde ayrımcılık gibi konuların yoğun olarak çalışılması, tartışılması beklenen bir beynelmilel kurumun kategorik temsilcisinin, kampanyasında bu kadar sorumsuz davranması, “yok deve, o kadar da değil” demek değilse eğer, normal eşya satan şirketlerin bile çoğunun düşmemek zorunda hissettikleri bir kayıtsızlığa denk düşüyor, ki hangisi beterdir, Allah kimseyi seçmek zorunda bırakmasın.

medipol1

Bu tarz yerlerin orta sınıf tosuncuklarımızı dört-beş senelik maaş tutarında bir yatırım karşılığında okullu iş gücüne dönüştüren hücreler olduğu malum. Hadi o yüzden bir deterjan markasından bir gıdım daha fazla sorumluluk beklemeden bakalım ve diyelim ki, şu ya da bu sebepten dolayı(!) erkek öğrenci adayları mühendisliği daha sıklıkla tercih ediyor, hedef kitle araştırmasında öyle çıktı yani, reklamcılar da otomat oldukları için olduğu gibi geçirdiler. Yani iş hayatının her alanında erkeklerin her zaman sayıca değilse de politik olarak egemen olduğu bir gerçek, ama az mı kadın doktor, avukat var? Genç kadınlara doktorluk, hukukçuluk diploması satamaz mısınız? Kaldı ki, bir erkeğin kadın mühendis adayı gördüğünde “ha bu iş bana göre değil” demeyeceğinden kimsenin kuşkusu olmaz herhalde, ama bir kadın aksi durumda zaten heyulâ gibi tepesinde gezen “ayrımcı” ön kabullere pekâlâ daha kolay teslim olabilir.

Yani demem o ki: “kadın olarak sus” deme “cibilliyetsizliğini eleştirenlere “car car konuşan kadına hanımefendi demişim daha ne” diye cevap veren kadın düşmanlarının bayılacağı bir kampanya yapmışsınız bravo. Belki yanında babası abisi olmadan kampüste gezen kadınlar da bazılarına çok gelir orasını bilemem.

Üniversitelerin geri kalanını veya akademiyi hak ettiğinden fazla önemsediğim anlaşılmasın, ama her şeye rağmen pek çok konunun görece en fazla ve en rahat tartışıldığı yerler olarak da görüyorum tabii. Ve bir vakıf üniversitesi işçisi olarak, kendi başıma gelebilecekler açısından ayrıca kaygılandırıyor beni.

Bir de ufak bir tavsiye; bence bir olup yasa falan çıkarttırın, adınızı da üniversiteden, insan kaynaklarına çevirttirin. Biz de kapitalizm deyip geçelim ve başka şekillerde mücadele edelim sizin kadın düşmanı ideolojinizle. Hem Fen Edebiyat Fakültesi açmakla falan da uğraşmazsınız.

Not: Ayrımcı sözcüğünü tırnak içine almamın sebebi bir arkadaşımın yakın zamanda “cinsiyet ayrımcılığı değil, kadın düşmanlığı; adını doğru koyalım, erkekler bu ayrımcılıktan mağdur olmuyor nedense” diyerek açığa yaptığı haklı uyarıdan ötürüdür. Sözüne çökmüş gibi olmamak için onun sözleriyle aktarıyorum.

Düzeltme: Reklam filminde arada hukuk pankartı taşıyan bir kadın varmış yeni farkettim ama billboardlar durağan ve kamusal alanda olduklarından çok daha net ve güçlü önermeler taşıyorlar, o yüzden yazıyı değiştirmiyorum.

Reklam filmi:

https://www.youtube.com/watch?v=3qzKgKntIBw

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir