Nefret cinayetlerinin bir diğer faili: Anaakım medya

Misafir yazar Gizem Aslan:
Dün gece Tarlabaşı’nda bir trans kadının öldürüldüğünü öğrendik gazete ve internet sayfalarından. Adını sayamayacağımız ve hasır altına sürülmüş nice trans kadın cinayeti arasında medyaya düşenlerden biri oldu Çağla Joker’in ölümü.* Çağla Joker’in trans bir birey olduğu ve seks işçiliği yaptığı için erkek elince öldürülmesi gerçeğini; Sabah, Vatan, Hürriyet, Milliyet, Oda TV gibi gazete ve internet sayfaları da haberleştirdi.
Artık ana akım medyanın da trans cinayetini haberleştirmesi, LGBTİ hareketinin verdiği mücadelenin bir sonucu olsa da bu haberlerin aktarımı da bunu gündeme almaları kadar önemli. Bu saydığım gazete ve internet sayfalarının bu konuya duruşu ortak ve maalesef gayet transfobik ve heteronormatif bir yerden geliyor. Bir trans cinayeti haberini “Travesti cinayeti” hatta “Beyoğlu’nda bir cinayet işlendi!” diye vermek, trans kimliğini ve bir cinsiyet kimliği gerçeğini yok saymak demektir; trans kadınlara erkek, polis ve devlet elince yapılan bu şiddeti meşrulaştırmak ve haklı göstermekten öteye de gitmez. Trans kimliği, bir kişinin hissettiği ve performe ettiği kimliğe sahip olması için illa tıbbi bir operasyon geçirmesi gerekliliği gibi kalıplaşmış transfobik yargının meşruluğuyla mücadele etmek üzere LGBTİ örgüt ve mücadelesinin gündemine girmiştir. Bu haberi, kişiyi travesti; yaşanan cinayeti de “travesti cinayeti” olarak gündeme taşımak bu mücadeleyi ve bu politik kimliği yok saymak demektir; bu da medyanın, bu cinayeti işleyen erkekten, bu cinayete kılıf uyduran ve bunu gerekçelendiren erkek tahakküm, transfobik ve heteronormatif zihniyetten farklı bir yerde durmadığını; aksine transfobik ve erkek egemenliğine taraf bir duruş sergilediğini görürüz.
Hürriyet’in yaptığı haber başlığı “Beyoğlu’ndaki cinayette bir kişi öldü” ise olayın politikliğini tamamen yadsıyan bir yerden gidiyor. Yani aslında erkek medya da bu trans cinayetini haberleştirirken olayın faili gibi trans bireylere olan nefretini kusmuş oluyor. Bu bir nefret cinayeti; çünkü içinde yaşadığımız ataerkil, transfobik/homofobik ve heteronormatif toplum, kadınları, transları, eşcinselleri “öteki” kılarak belirlediği normun dışında olduğunu atfettiği için kadınlara ve lgbti bireylere şiddet uygular ve öldürür. Medya buna taraf oldukça da bu cinayetler meşruluğunu korumaya devam eder. Trans kimliği, cinsiyet kimliklerini yok sayıp bunun üzerinden haber üretmesinin sonu, işte nefretin ve şiddetin bu şekilde devam etmesine ortam hazırlar.
Ve tabii ki de bu “takma ad” saçmalığı… Yine bu saydığım gazete ve internet sayfalarının tümü, Çağla Joker’in güya “gerçek kimliği”ni ifşa etmeyi sorumluluğu olarak almış. Hem Çağla’nın hem de saldırıya uğrayan diğer trans kadınların, aileleri tarafından verilen isimlerini açıklamaktan minnet duyar bir pozisyondalar. Bu da aslında ikili cinsiyet sistemini meşrulaştıran ve bunun iktidarını sarsan cinsiyet kimliklerini kabul etmeyerek bunlara karşı nefret söylemleri yayan Türkiye medyasının gerçeğini gözler önüne seriyor. Bir kişinin kendi hissettiği ve seçtiği kimliği yok sayıp bu kimlikle hayatını sürdürdüğü ve sırf bu sebeple öldürüldüğü gerçeğini yadsımak, aslında eline silah ya da herhangi bir öldürücü aleti alıp transları öldürmekten daha farklı bir yere gitmiyor; aksine bu kırıma ve nefrete ortak koşmak demek oluyor.
Trans kadınlar kimliklerinden ötürü, erkek tahakkümün ve transfobinin tehlikesi altında yaşamlarını sürdürüyorlar ama kuşkusuz seks işçiliği yapan trans kadınlar bunlar karşısında daha savunmasız bir pozisyona getiriliyorlar. Çünkü sokakta çalışmak durumunda kalan trans kadınlar, erkek müşterilerinin şiddetine maruz bırakılıyorlar. Ya da transfobik ve erkek devletin, kentsel dönüşüm sebebiyle transları, yaşadıkları yerden sürmesi de yine trans kadınları erkek ve transfobik şiddete açık hale getiriyor. 90’lardan beri medyada seks işçiliği yapan trans kadınların temsili ve Ülker sokağı gerçeğine baktığımızda, günümüz Türkiye medyasının, 90’lardaki zihniyetinden çok da kopamadığına şahit oluyoruz. Hiçbir şekilde erkek faili ya da LGBTİ aktivisti Ebru Kırancı’nın verdiği demeçte belirttiği gibi, her gece kapılarına dayanmasına rağmen o olaya müdahale etmek için hiçbir şey yapmayan polisi ifşa etmeye yönelik değil de öldürülen ve saldırıya uğrayan trans kadınları teşhir etme üzerinden giden medya ve habercilik anlayışı, hiçbir zaman bu nefret cinayetlerine ve şiddete dikkat çekmede başarılı bir katkı sunmamış olacaklardır.
Son olarak Milliyet’in trans cinayetine yönelik gerçekleştirilen protesto haberinde geçen “Fuhuş” söylemi de yine sorunlu ve aynı zihniyetin bir ürünü tabii ki. Seks işçiliği yapan trans kadınların seks işçiliği konusundaki talepleri belli: “Herkesin istediği işi yapabildiği bir hayat garanti edilmeli, seks işçiliği bir iş kolu olarak kabul edilmeli, trans seks işçilerine güvenli alan açılmalı ve LGBT bireylerin istihdamıyla ilgili iyileştirici uygulamalar yapılmalıdır.” Bu talebin yazıldığı haberin başlığı: “Fuhuş ile ilgili mevzuatlar değiştirilmelidir”diye atıldığı anda, bu haber nezninde bu taleplerin hiçbir geçerliliği olmadığını anlamış oluruz. Çünkü bunun ismi fuhuş değil, seks işçiliğidir. Bunu fuhuş olarak lanse edip baskın yapan ya da seks işçiliği yapan kadınlara şiddet uygulayan devlet ve polisin kendisi zaten. Fakat seks işçiliği derken; gayet yasalarda geçmesi gereken, güvenliğinin devlet elince alınması gereken bir iş kolundan bahsediyoruz. Bknz. Kırmızı Şemsiye Seks İşçileri Sendikası. Durum böyle olunca da yine trans kadınları hedef alan bir düşünceden hareketle yapılan haber, bu protestoyu da aynı zihniyetle ele alıp değerlendirmiş olur.
Transgender Europe verilerine göre; 2013 yılında 238 trans birey öldürülmüş. Avrupa’da en çok trans cinayetinin işlendiği ülke olan Türkiye’de de 2013’te 5 trans birey öldürülmüş. Öldürülen trans kadınların % 75’inin seks işçisi olduğunu da gözönünde bulundurursak medyaya gerçekten bu konuda önemli görevler düşüyor. Manşete atılan her transfobik ve cinsiyetçi başlık, edilen kelam; bu nefret cinayetlerini teşvik etmeye yönelik bir adım oluyor.  
*Bu akşam saat 8’de, Taksim Galatasaray Lisesi’nin önünde anma ve bir basın açıklaması yapılacak.
Alıntılanan haberlere göz atmak isterseniz:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir