Pornoyu Savunurken

Ersin Tek, #habericinikikeretiklama kampanyasında ve Ümit Kıvanç ile yapılan podcast söyleşisinde, haber eleştirilerimizde porno benzetmesini kullanmamızı eleştiren bir yazı yazmış, biz de yayınlıyoruz. Yorumlara da göz atmanızı tavsiye ederiz. Tartışmaya katkı yapmak isterseniz siz de yorum yapabilir, bize ayrı bir yazı gönderebilirsiniz.

peepingtom

Pornoyu Savunurken

CinsoMedya’da yayınlanan ve Ümit Kıvanç’ın başlattığı “haber için iki kere tıklama” kampanyasının metnini okuduğumda, “tamam, buraya kadar, artık şu yazıyı yaz” dedim kendi kendime (1).

Ümit Kıvanç’ın başlattığı kampanya, bir haberi okumak için en az iki kere tıklatan haber sitesi “hilelerine” karşı. Örneğin, “Şok! Şok! Şok! Cumhurbaşkanı adayı vuruldu” manşetli bir habere tıklayınca olayın Mozambik’te gerçekleştiğini öğrenmek gibi okuyucuyu kandırmak. Geçenlerde -hiç abartısız- “Bilim bakalım kim ne yaptı ve sonra ne oldu?” diye bir haber başlığı bile gördüm.

Kıvanç’ın ortaya attığı fikir ise, eğer habere ulaşmak için iki tık gerekiyorsa, yani haber sitesi kullanıcıyı aldatarak, kandırarak, zamanını çalarak yapması gerekeni –yani haberi okuyucuya ulaştırmayı- yapmıyor ama onun yerine reklam gelirlerini arttırmaya çalışıyorsa o habere tıklamamak dahası o haber sitesini kullanmamak üzerine kurulu. Kampanya gerçekten çok mantıklı. Peki kampanya mantıklı ise, bu yazıyı yazmaya nasıl itti beni?

Pornografi’nin savunusu

Bu yazıyı hem Ümit Kıvanç’ın bloğunda yayınlanan hem de CinsoMedya’da yayınlanan kampanya metni üzerine yazmaya başladım. Çeşitli sebeplerden bir türlü yazıyı toparlayamayınca CinsoMedya ekibi ilk podcastini Ümit Kıvanç ile gerçekleştirme fırsatı buldu. Yapılan sohbette, sıklıkla “medyadaki porno”dan bahsedildiğini duyunca artık bu yazıyı yazmak zorunda kaldım. Bu yazıdaki temel amacım, “pornografiyi savunmak”.

Bu yazıyı Ümit Kıvanç ve CinsoMedya ekibinin yazdıkları ve söyledikleri vesilesiyle yazmış olduğum için esas olarak bu isimlerle tartışıyor gibi görünüyorum. Bu isimlerle tartışmamın aslında biraz tesadüfi olduğunu ve gerçekte bu tartışmanın gerçekte bu isimler ve söyledikleri ile değil, genel olarak pornografiye yaklaşımla olduğunu belirtmem gerekir.

Evet, temel amacım pornografiyi savunmak. Temel görüntüsü cinsiyetçilik ile pornografinin eş anlamlı kullanımı olan ve ahlakçılığı besleyen anlayışa karşı pornoyu savunmak. Gelin önce, bana bu yazıyı yazdıran, Ümit Kıvanç’ın kampanya metnindeki ifadelerine bir göz atalım:

Ümit Kıvanç, kampanyaya dair yazısında, nedense temel olarak bu gazetelerin “pornolaştığını” söyleyerek başlamış. İki kere tıklatma ile aslında bir bağlantısı olmayan, gerçekte kadın bedeninin nesneleştirilmesi diyebileceği bir sorunu “utanmaz pornoculuk” olarak nitelemiş.

İnternet sitesi hazırlayan gazetecilerin neredeyse kadın memesi, bacağı dışında hiçbir şey düşünmeyen sapıklar arasından seçildiğini düşündüren, mazallah ve maşallah (aklıma Adnan Hoca’nın yolunu bulma şekli geldi) bir utanmaz pornoculuk, sadık Radikal okurunun büyük hayretiyle karşılandı. Bu şahsen hiç mi hiç hayret etmediğim, işin kötüsü, artık dehşete de düşmediğim bir durum. Milliyet internet sitesinin pornoculuk işini vardırdığı boyutu az buçuk bilenler, tamam, üzülebilir, kızabilir, ama şaşırmaz haliyle.

CinsoMedya’nın “hakkımızda” kısmında da şunlar yazıyor:

Eğer her gün karşınıza çıkan cinsiyetçi haberlerden, porno magazin haberlerinden, kadın düşmanı haberlerden ve buna kayıtsız habercilikten bunaldıysanız cinsomedya.org tam size göre olabilir (2).

Ayrıca CinsoMedya ile Ümit Kıvanç arasında yapılan görüşmenin podcastinde de sık sık internet haberciliğindeki “porno”dan bahsediliyor (3).

Nedir bu porno?

Toplum içinde itiraf edemesek de, pek çoğumuz porno izleyicisiyiz. “Porno izlemeyen ve hatta yeminli porno düşmanı olanlar da pornonun ne olduğunu biliyor. Aslında hepimiz pornografinin ne olduğunu biliyoruz.” Gerçekten de öyle mi? Gerçekten de, hepimizin üzerinde anlaştığı bir pornografi terimi var mı? Pek sanmıyorum. Hatta beni bu yazıyı yazmaya iten nedenlerden biri de bu.

Pornografi kelimesi, Yunanca πορνογραφια (pornographos) sözcüğünden türemiş. Porne (fahişe) ve graphein (yazmak) sözcüklerinin birleşiminden oluşan bu kelimenin anlamı “fahişelerle ilgili yazılar”. Kelimenin etimolojik kökeni bu. Peki, biz bu kelimeyi modern anlamıyla ne için kullanıyoruz? Modern anlamıyla pornografinin bir tanımını yapabilir miyiz? Uzlaşılabileceğini düşündüğüm anlamıyla pornografi, “cinselliğin sınır tanımaksızın gösterimidir”.

Bu tanıma tekrar döneceğiz. Ama önce, yaygın bir kabul olan erotizm ve pornografi ayrımına göz atalım. Pornografiye karşı çıkanların bir kısmı erotizme daha sıcak bakıyor çünkü. Erotizm tarihsel olarak “aşk” kavramına gönderme yaparak, aslında “aşk” temasını işaret etse de, modern anlamıyla cinselliği içeren bir kavrama dönüşmüş durumda. Pornografi ve erotizm arasındaki ayrım ise daha ziyade yasal olarak izlenebilme yaşı tespiti gibi “adli ve teknik mevzular” için yapılmakta. Erotizm ile pornografinin genel kabul gören yasal ayrımı ise penis. Bir görsel materyalde penis varsa pornografi, erkek cinsel organı gözükmüyorsa (nasıl bir ilişki içerirse içersin) erotik yapım olarak kabul edilir. Bu biçimde bir ayrıma göre eşcinsel kadın bir çiftin seks görüntüleri ancak erotik olabilir, pornografik olamaz(4). Bu tabi ki teknik ve hukuki bir yaklaşım. Erotizm ve pornografi arasındaki ayrıma dair ve hatta pornografinin ne olduğu sorusuna dair bir başka hukuki yanıt aslında tartışmanın özüne de değiniyor.

Amerikan Yüksek Mahkemesi yargıcı Potter Stewart, bir cinsel materyalin “hard core pornografi” sayılarak yasaklanması isteminin görüşüldüğü davada, “pornografiyi detaylıca tanımlamak güç ancak pornografiyi gördüğüm zaman anlarım” diyerek sorunu çözmeye çalışmış. Yani yargıç, erotizmin pornografiden daha “kabul edilebilir” olduğunu düşünmekle beraber net ayrımın çizilmesi için tanımlamanın da güç olduğuna işaret ediyor.

Erotizm ile pornografi arasındaki ayrıma kimileri estetik açısından yaklaşıyor. Erotizmin daha sanatsal bir cinsellik sunumu olduğunu, pornografinin ise “hayvani” bir sunum olduğunu söyleyenler de var.

Açıkçası cinsellik içeren görsel materyallere dair, böyle öznel yaklaşımların veya son derece cinsiyetçi bir kategorizasyon olan penisin varlığı/yokluğu üzerinden bir ayrım yapmanın çok mantıklı olduğunu düşünmüyorum. Her halde yargıç Stewart da, penisin varlığını arayanlar da dâhil olmak üzere hiç kimse, sıradan (gündelik, olağan) bir cinsel birlikteliğin her türlü detayını içeren bir şekilde kaydedilip yayınlanmasının “pornografi” olduğuna itiraz etmeyecektir.

Özetle, ister erotizm gibi ayrımlar yapın ister yapmayın; pornografinin tanımında uzlaşılabilecek temel nokta “cinsel eylemlerin sınırlandırmalara tabi olmaksızın gösterimi” kısmı olacaktır.

Porno: Bütün kötülüklerin anasıdır!

Pornografi toplumun genelinde olumsuz, kötü, karşı durulması gereken bir şey gibi düşünülür ve sunulur. Yaşadığımız toplumda cinsellik hala tabu olarak kabul edilmeye devam ettiği için zaten gündelik yaşantımızda hiç sevişmeyen canlılarmışız gibi yaptığımız gibi, pornografi üzerine çok konuşmaz ve yokmuş gibi davranırız. Üstelik, “saygın” bir konumdaki birinin pornografi izlediğinin “ortaya çıkması” ne kadar da sansasyonel olur!

Hadi gelin burada Deniz Baykal krizini hatırlayalım. Deniz Baykal, sol olabilme potansiyelini barındırmış bir partinin başına gelebilecek en kötü şeylerden biriydi. Türk devletinin milliyetçi ve devletçi bütün genlerini taşıyan bir siyasi çizgisi vardı. Hrant Dink öldürüldüğünde bile kınamaktan ve baş sağlığı dilemekten önce “ülkemize yönelik kirli komplo” gibi laflar edebilmişti. Bütün bunlar onun “kirli” bir siyasetçi sayılmasına yetmedi. Bir seks kaseti ortaya çıktı ve derhal istifa etti.

Cinselliğin suç sayıldığı bir toplumda yaşadığımızı biliyoruz. Genel ahlak ile kuşatıldığımız bir toplumda yaşıyoruz. Sorun tam da burada başlıyor: Genel ahlakın kuşatması altında, hele de yan yana omuz omuza bu genel ahlaka karşı mücadele ettiğiniz yoldaşlarımızın bu ahlakı yeniden üretmesi hem cesaret kırıcı hem de hayret verici.

Cinsiyetçiliğe neden porno deniliyor?

Tekrar CinsoMedya ve Ümit Kıvanç sohbetine dönelim. Ümit Kıvanç, Milliyet gibi siteleri “utanmaz pornoculuk” ile itham ediyordu. CinsoMedya ise kendisini tanıtan metinde, “porno magazin” diye bir kavrama karşı olduğunu söylüyor. Haliyle karşılıklı sohbette, porno aşağı porno yukarı sohbet ediyorlar.

Sohbeti dinlerseniz, “porno” dedikleri şeyin porno ile uzaktan yakından ilgisi olmadığını rahatlıkla görebilirsiniz. Pornodan kastettikleri şey, aslında “kadınların cinsel nesne” olarak sunumu. Ancak, porno diyerek “abartı” ile konuya vurgu yapmak gibi bir amaçları olduğunu düşünüyorum. Düşünelim: Milliyet internet sitesinde “Rus güzel Antalya’da bakın neyi açtı” adlı bir fotoğraf galerisi olsun. Bu galeri, Antalya’da bir turistin bir animasyon gösterisi sırasında çekilmiş fotoğraflarından oluşsun ve haberin sonunda da turistin aslında “animasyon sonunda sürpriz hediye içeren zarfı açtığını” öğrensin okuyucu. Tipik bir cinsel dürtülere seslenerek okuyucuyu “kandırma” ve maksimum tık alma “haberi”. Burada kadın bir nesne olarak kullanılıyor ve animasyon sırasında çekilmiş çeşitli görüntüleri, okuyucuyu “aldatan” ve gerçekte olmayan şeyleri çağrıştıran bir şekilde sunuluyor.

Burada, kadının özel yaşamına bir saldırı olduğu söylenebilir, hatta kadının taciz edildiğini söylemek de yersiz olmaz. Haberde kullanılan dilin kadının isteği dışında bir cinsel vurgu içermesi nedeniyle de apaçık cinsiyetçi bir dil olduğuna ise şüphe yok. Peki, bu galeri pornografi mi? Haberi yapan kişinin yönelttiği imaların dışında bir cinsellik barınıyor mu? Mayolu bir kadının animasyon sırasındaki fotoğraflarını cinsellik olarak algılayabilir miyiz yahu?
Bu nedenle şu soru hayati bir önem kazanıyor: Cinsiyetçilik diyeceğimiz şeye neden porno diyoruz?

Çünkü porno zaten ahlaki olarak olumsuz kabul edilen bir kavram. Bu kavramın “gücüne” sığınarak cinsiyetçiliğin olumsuzluğunu pekiştirmek ve anlatmak mümkün oluyor. Tıpkı, dünya tarihinde gelmiş geçmiş en tehlikeli, en vahşi ve kanlı siyasal akım olan faşizmin; çok konuşan insanlara bile “baskıcı” demek için kullanılması gibi bir tür “abartı” kullanılıyor, bir başka kavrama sığınarak anlatılmaya çalışılıyor. Oysa pornografinin kendisinde olumsuzluk yok. Pornografiye olumsuzluk atfeden, toplumun genel ahlakını üreten, yeniden üreten ve yayan: Cinselliğin gösterilmesinden, konuşulmasından ve hatta yaşanmasından bile rahatsız olan egemen ideoloji.

Cinsiyetçiliğe karşı çıkmanın politik bir gerekçesi olduğu gibi, cinsiyetçiliğe karşı çıkmak aynı zamanda politik bir “görev” de. Ayrımcılığın en eski, en yaygın ve en keskin biçimlerinden biri olan cinsiyetçiliğe karşı çıkmak gerçekten de hayatın her anında ve her alanında aksatılmaması gereken bir görev gibi. Oysa, pornografiye karşı çıkmak ahlaki bir gerekçeye sahip. İtiraz edeceğinizi ve pornografiyi cinsiyetçilikle ilişkilendireceğinizi biliyorum. Oysa ne derseniz deyin, cinselliğin her hangi bir biçimde kaydedilmesinin ve muhtemelen toplumla paylaşılmasının “olumsuz” addedilmesinin ardındaki temel neden; insanları bedenlerine, özel olarak cinselliklerine ve cinsel organlarına yabancılaştıran ahlakçılık.

Bir muhafazakârdan sokakta yürüyen ve kısa bir etek giymiş bir kadına yönelik “pornocu musun?” sorusunu duymak ahlakçılık değil de nedir? Elbette, cinsiyetçiliğe karşı mücadele eden insanlarla, muhafazakâr ahlakçıların aynı motivasyonla hareket ettiğini düşünmüyorum, böyle olmadığından eminim. Ama fikirlerin bir yerde kesişiyor olması sizce de sorunlu bir şeye işaret etmiyor mu? Pornografik sitelere erişimin devlet eliyle yasaklandığı bir ülkede yaşamamız da mı bir şey ifade etmiyor? Pornografi eğer cinsiyetçilik ile özdeşleştirilebilecek denli kötü bir şeyse, herhalde yasaklanmasına ses çıkarmamak gerekir, öyle değil mi? Yoksa, “ayrımcılık da ifade özgürlüğüne sahip olmalı” diye düşünerek mi “porno sitelere erişimin açılabileceğini” düşünebiliriz?

Pornoya karşıyım çünkü “kadın bedeni…”

Az önce vurguladığım gibi, cinsiyetçiliğe karşı mücadele eden ama pornografiye karşı çıkan insanların motivasyonu, ahlakçılarla aynı değil, bundan eminim. Sokakta “genel ahlak kimin ahlakı?!” sloganı atarak mücadele eden insanların genel ahlakı savunan kişilerle aynı yere düşmesi her ne kadar üzücü olsa da, elbette pornografiye karşı çıkış noktaları oldukça farklı.

En yaygın ve en genel porno karşıtı iddia, pornografinin cinsiyetçiliği ürettiği iddiası. Bu iddiayı dile getirenler, pornografi ile kadının aşağılandığını, nesneleştirildiğini ve dolayısı ile cinsiyetçiliği ürettiğini ve/ya cinsiyetçiliği dolaşıma soktuğunu iddia ediyorlar. Bu iddia, iki açıdan ciddi sorunlar barındırıyor.

Pornografinin gerçekten kadını nesneleştirdiğini varsayalım: Eğer pornoya karşı olmamızı gerektirecek kadar bir problem varsa, “pornografi” bir bütün olarak kadını nesneleştiriyorsa; o halde cinselliğin kendisinin cinsiyetçilik barındırıyor olması gerekmez mi? Ticari veya amatör olarak üretilen ve yüzlerce alt kategoriye ayrılmış bir şeyden bahsettiğimizi unutmayalım. Eninde sonunda insanların kapalı kapılar ardından gerçekleştirdikleri eylemlerin (seks!) kaydedilmesidir pornografi.

Yani, eğer pornografinin her biçimi kadın bedenini nesneleştiriyorsa, bir çiftin “gündelik sevişmelerini” kaydetmesi de kadın bedenini nesneleştiren bir şey olmalı. Bu tanımlamaya göre de, cinsiyetçiliğin temel nedeni cinsellik olmak zorundadır. Eğer, cinselliğin kendisi cinsiyetçiliği üretiyorsa ya cinsiyetçilikten uzaklaşmak için seks yapmaktan vazgeçmek ya da cinsiyetçiliğin “doğal” olduğunu kabul etmek gerekir.

Sonuç olarak, ya amatör olarak kaydedilen seks görüntülerinin pornografi olmadığı gibi yeni bir tanımlamaya giderek kelimenin anlamını kafamıza göre değiştirmek zorunda kalacağız ya da bir bütün olarak pornografinin cinsiyetçi olmadığını itiraf etmek zorunda kalacağız (5).

Bu sırada, hemen bir savunma gelecek ve bu da bizi diğer soruna taşıyacak zaten:

“Tamam, pornografinin amatör halini bir kenara bırakalım. Biz pornografi derken bir sektör olarak pornografiden bahsediyoruz. Pornografi sektörü, kadını nesneleştirip, cinsiyetçiliği -en azından- taşımıyor mu?”

Her halde en yaygın ve en kabul gören savunma budur. Bu savunmanın kendisi aslında, zaten bir bütün olarak pornografinin olumsuz olmadığının kabulüne dayanır. Dolayısıyla aslında bu argümanı savunanlar dertlerinin pornografi ile değil, sadece pornografi sektöründeki cinsiyetçilik ile olduğunu itiraf ederler. Ancak, bu argüman da içinde ciddi sorunlar barındırıyor. Pornografi sektörünün genel eğilimi, gerçekten de cinselliği erkek gözüyle ve erkek için sunmaktır. Bu nedenle, sektörün ürettiği pek çok materyalin kadını nesneleştirdiğini iddia etmek ve bu nedenle cinsiyetçiliği yeniden ürettiğini iddia etmek de mümkün.

“Aha, itiraf geldi” diye düşünenleri hemen hayal kırıklığına uğratalım: Pornografi sektöründe genel eğilim, toplumdaki genel cinsiyetçi eğilimlerin bir yansımasıdır. Bu nedenle sektörde üretilen ürünlerin bütünü olmasa bile çoğunluğu cinsiyetçi fikirleri besler. Peki bu pornoya özgü bir şey midir?

Hayır, bu durum pornoya özgü değildir.

Bugüne kadar hiç kimsenin bir başkasına “bu yaptığın resmen utanmaz bir eğitim” dediğini anımsayamıyorum.

Yoksa, eğitimin eşitlikçi, özgürlükçü olduğunu mu düşünüyoruz? İlkokuldan itibaren, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dair en korkunç kalıpları eğitim sistemi içinde almıyor muyuz? Eğitim kavramının kendisini neden suçlamayı düşünmüyoruz? Çünkü öğrenme süreci hayatımızda olumlu bir rol oynuyor. Eğitimi cinsiyetçilikten, ahlakçılıktan ayıklayıp yeniden düzenleyebileceğimizi düşünüyoruz. “Kadınlar ev süpürür, bulaşık yıkar ve kocalarına hizmet etmekten mutlu olurlar” fikrinin gencecik zihinlere işlenmesini, eğitim ile değil; cinsiyetçilik ile ayrımcılık ile açıklıyoruz. Bu nedenle, eğer hangi ayrımcı fikir ise, homofobi, transfobi, cinsiyetçilik, ahlakçılık vb. o fikre karşı olduğumuzu söylüyoruz. Eğitime değil, “cinsiyetçi eğitime” karşı çıkıyoruz, mesela.

Benzer bir şekilde hiç “bu yapılan resmen yönetmenlik, pes artık!” diye bir şey duyduğumu da hatırlamıyorum.

Yoksa, filmlerin geneli eşitlikçi, özgürlükçü ve cinsiyetçilik karşıtı mı? Film sektörünün neredeyse tamamı; erkeklerin ana karakter olduğu ve kadınların erkekler tarafından kurtarıldığı, eşcinsellerin ancak yan ve komedi unsuru olarak kendine yer bulabildiği filmlerden oluşmuyor mu gerçekten? Film sektöründe üretilen hemen her yapım cinsiyetçilik başta olmak üzere pek çok ayrımcılık biçimini yeniden ürettiği halde, o sektöre bir bütün olarak karşı çıkmıyoruz nedense. Sektörün içindeki cinsiyetçiliğe karşı çıkıyoruz. O halde, eğer cinselliğin kendisinin doğal olarak cinsiyetçilik içerdiğini düşünmüyorsak, pornografiye değil, cinsiyetçi pornografiye karşı olmamız gerekmez mi?

Özetle, yaşadığımız toplumda egemen fikirler cinsiyetçi olduğu için her alanda ve ortamda üretilip yeniden dolaşıma sokuluyor ve ne yazık ki pornografi de bundan muaf değil. Ancak, diğer sektörlerin “içindeki cinsiyetçiliğe” odaklanırken, pornografiye ise “bir bütün olarak” saldırmanın makul tek bir açıklaması ve aslında tek bir sonucu var: Ahlakçılık.

Bu arada, bütün bu tartışmayı veya gün geçtikçe güçlenen ve yerleşik cinsiyet kalıplarına meydan okuyan feminist pornografiyi görmezden gelsek bile, evinde keyfi için kendi bedenini kaydeden bir kadına “pornocu” diyecek bir yerde durmayı sorgulamak gerekirdi, öyle değil mi?

  1. http://www.cinsomedya.org/haber-icin-iki-kere-tiklama
  2. Porno magazin kavramıyla ilk kez karşılaştığımı ve hakkında CinsoMedya dışında hiçbir kaynak bulamadığımı da belirtmem gerekir. Porno magazin aslında “porno dergi” demektir. Ancak burada kastedilen, basın yayın alanında özellikle 90larda artan magazinelleşme kavramına porno kavramının sokulması ile elde edilen bir kavram olsa gerek. Ya da genel olarak porno dergiler kastediliyordur, bilemiyorum. Kavramı kullananlar kavrama dair bir açıklama yapmamış. Ancak cinsiyetçi ve kadın düşmanı haberlerden farklı bir şey olmalı ki ayrıca vurgulanmış.
  3. http://www.cinsomedya.org/podcast-medyanin-tiklatma-halleri/
  4. Penis biçimli seks oyuncakları tartışmalıdır.
  5. Üstelik, pornografiyi kadın bedeni ile ilişkilendirmek biraz fazla heteronormatif bir bakış açısı değil mi? Eşcinsel erkekleri içeren gay pornografisine ne demeli?

Ersin Tek

Etiketler

4 Yorum

  • Toraman Basri dedi ki:

    Ersin’in yazısını çok beğendim. (Yazısının altında adamdan niye üçüncü kişi olarak bahsettiğimizi bilmiyorum 🙂 herkes öyle yapmış ama) Yalnız mantık yürütmesinde ben de Berke’yle aynı boşluğa dikkat ettim. `Gündelik cinselliklerini kameraya çeken çiftin videosu cinsiyetçilik üretme aracıysa o halde sorun cinsellikte olmalıdır` düşüncesiyle ilgili ilk aklıma gelen “E öyle zaten” oldu. Yüzümüzdeki bakışlara kadar sirayet etmiş cinsiyetçilik belki en çok cinsel hayatımızda kendini gösteriyor diye düşünüyorum. Sonra Ersin’le aynı noktaya geri geliyorum. “Böyle diye şimdi cinsellikten vaz mı geçek?” diyorum. Her kavram kompleksi (bu lafı şimdi buldum) gibi pornoyu da cinselliği de içindeki cinsiyetçilikten arındırma mücadelesini kendime uygun görüyorum.

    Berke’nin yorumunda da şöyle bir şey gözüme çarptı. Pornonun tanımı üzerinde normatif bir uzlaşı olmayışı Ersin’in tanımını geçersiz kılmıyor. Her türlü tanım zaten sınıflandırma amaçlıdır ve aslında keyfidir. Kötü bir tanım, olsa olsa bazı örnekleri yok yere dışarıda bırakır ve o tanımı yapan kişi için o kelime artık o örnekleri dahil etmez. Ya da hiç alakası olmayan şeyleri dahil eder falan. Berke’nin referans verdiği porno tanımı ve Ersinin tanımını kıyaslıyorum.

    Berke’nin referans aldığı tanımda bir kompozisyon “içinde toplumsal, politik ve psişik bir çok bağlamı barındıran, karmaşık ilişkisellikler içinde beliren bir pratiği bunlardan yalıtıp sınırlayarak, (…) yalnızca biyolojik sunumu üzerinden kurgulayarak” sunarsa porno oluyor. Açıkçası ben bu tanımın, en klişe porno senaryolarını dahi kapsamadığını düşünüyorum (Tesisatçı, öğretmen, doktor vs). Hatta konumuzun biraz dışında kalıyor ama ama her iki tanımın da, çok zorlarsak, cinsel hazla ilgili teknik, tıbbi sunumları, hatalı olarak, porno kelimesine dahil edeceğini düşünüyorum. Halbuki ne alakası var.

    Biliyorum ki Berke’nin tanımını kullanırken zaten klasik porno senaryolarındaki sosyal ilişki gibi biyolojik hazdan farklı kavramların hem yalan yanlış hem de nihayetinde biyolojik hazza hizmet etmek üzere oraya yerleştirildiğini kabul ediyoruz. Dolayısıyla gerçek bir sosyal ilişkinin varlığından bahsedemeyiz.
    Peki ya biri çıkıp gerçekçi sosyal ilişkiler kullanarak ve açıkça her şeyin olduğu bir video çekse. O kadar da güzel yapsa ki o sosyal ilişkiler izleyicinin aldığı zevkte güçlü roller oynasa. Bu videoya porno demeyecek miyiz? Demeyeceğiz. İçinde sınırlanmamış cinsel öğe bulunan ama cinsiyetçi olmayan bir kısa film diyeceğiz.
    Ersin’in tanımına göre tam da cinsiyetçi olmayan porno olacak.

    Ha bence çok dert değil. Sonuçta benim eylem planıma aykırı değil bu isimlendirmeler.
    Ama ben, benimle paylaştığı deneyim cinsellik olan ve hiç bir ayrıntıyı sakınmayan esere porno diyorum. Teknik tanımı nasıl yapılır bilmiyorum.

  • ASPURÇE dedi ki:

    Merhaba, ben de porno deyince sadece kadın bedenini anlamayan bir kadınım. Ve açıkçası bütün “Az sonra” habercilikleri benden almamı beklediği zevki erteleme hakkını kendilerinde bulduğu sürece pornografiktir. Porno kelimesine, pornonun içeriğine hakim olma durumunu ise baştan sorunlu buldum. “İzleyen izlemeyen herkes porno nedir bilir.” Pornonun ne olarak görüldüğüne dayalı bir tartışma bu. Ve pornoyu salt zevk için tezgahlanmış oyun olarak görenlerin kavramı herhangi bir yerde gördüklerinde sorun yaşadığını düşünüyorum. Porno kavramı salt zevk empoze eden bir kavram değildir. Zevk vaad eden bir kavramdır. Aynı durumu medyanın cinayeti veriş biçimleri içinde söyleyebiliriz.

  • Berke Malgaz dedi ki:

    Ersin Tek’in yazısıyla ilgili temel problem, eleştirisinin üzerinde temellendiği pornografi tanımının herhangi bir nesnellik taşımaması. “Cinsel eylemlerin sınırlandırmalara tabi olmaksızın gösterimi” gibi, ne pornografi üzerine yapılan akademik çalışmalarda, ne de toplumun genelinde norm olarak kabul edilen bir tanım üzerinden kuruyor eleştirisini. Bilindiği üzere yukarıdaki tanım üzerine hiçbir hukuki, teknik, kurumsal, normatif uzlaşı bulunmamaktadır. Pornografi üzerine yapılan çalışmaların getirdiği tanımlar çok çeşitlidir ve halen tartışılmaktadır. Bu çalışmalarda genel eğilim zaten, pornografinin cinselliği ”sınır tanımaksızın” değil, cinsellik gibi; içinde toplumsal, politik ve psişik bir çok bağlamı barındıran, karmaşık ilişkisellikler içinde beliren bir pratiği bunlardan yalıtıp sınırlayarak, yani cinsellik pratiğini bu toplumsal-ilişkisel bağlamlarından sıyırıp yalnızca biyolojik sunumu üzerinden kurgulayarak basitleştirdiğinin kabulü yönünde. Bunun üzerinden cinsiyetçiliğin üretiminde birçok farklı araç gibi bir işlev görüyor pornografi. Cinsiyetçiliğin üretiminin ise kapitalizmin sürdürülmesinde çok merkezi bir rolü var.

    Amatör pornografi gibi ortada açık bir maddi kazanç bulunmayan üretimlerin kapitalist toplumsal-ekonomik ilişkiler içinde oturduğu yer başka bir tartışmanın konusu, ancak bunların da aynı kurgu yapısı içinde, toplumsal düzeyde üretilen cinsiyetçilikle sıkı bağlarının olduğu tartışmaya açık olmakla birlikte yaygın bir kanı. Bir çiftin gündelik cinselliklerini kameraya çekmesinin kadın bedenini nesneleştirip nesneleştirmediğinin teorik tartışması buraya sığamayacak kadar uzun, ancak çekilen materyalin pornografik meta olarak dolaşıma girdiği noktada cinsiyetçiliğin ve dolayısyla kapitalizmin yeniden üretimine dahil olduğu söylenebilir rahatlıkla..

    Netice itibariyle yazarın iddia ettiği gibi pornografi diğer sektörler gibi içinde cinsiyetçilik barındırmayacak alanların da varolduğu bir sektör değil, bu pornografinin kurulumu, ”dolaysız biyolojik hazzın görsel materyalini sunması” bağlamında mümkün değil. Bu haz biçimi halihazırda, görülen bedenin tekilliğini oluşturan öznel ve ”insani” bütün özelliklerinden yalıtılıp biyolojik varlığına indirgenmesinin ifadesidir. Karşımızda öznelliğinden sıyrılımış bir cinsel haz nesnesi var pornografinin her alt-dalında. Bu yüzden pornografinin istisnasız her dalının bedeni nesneleştirip cinsiyetçilik ürettiğini söylemek Ersin Tek’in iddia ettiği gibi ahlakçılık olarak nitelendirilemez.

    Çıkan sonuç, Cinsomedyacıların pornografi terimini; ” aman medyada cinsellik sınırlamalara tabi olmaksın gösterilmesin” gibi ahlakçı bir temellendirme üzerinden değil, terimin akademik düzeyde daha yaygın kabul görmüş olduğunu iddia edebileceğim, izleyicinin baktığı içeriği, ona bu içeriği sunan mekanizmanın kâr elde etmesinden başka bir amacı olmayacak şekilde oluşturulmuş bir kurgu üzerinden alımladığı bir kapitalist üretim biçimine ilişkin kullandığı. Pornografi endüstrisinin bütün dallarında olduğu gibi.

  • Elçin dedi ki:

    Ersin Tek’in yazısındaki bazı mühim yanlışları düzeltmek lazım. Belki Ersin Tek’in tüm yazısını boşa düşerecek ama; Cinsomedya’nın pornodan kastettiği şey, yazarın iddia ettiği gibi “cinsellik” veya “kadınların cinsel nesne olarak sunumu” değil. Eğer pornoyu cinselliğin dolaysız sunumu olarak algılarsanız, porno kelimesinin negatif kullanımının da ahlakçılığa işaret ettiğini düşünebilirsiniz. Porno yasağına elbette karşı olduğumuzu vurgulamaya gerek bile yok, lakin burada pornodan kastedilenin cinsellik olmadığının altını çizmemiz lazım.

    Porno üzerine derya deniz bir literatür oluşmuş durumda ve bu yaklaşımlar hiç de bir yanda pornoyu savunanlar diğer yanda eleştirenler ve yasaklanmasını talep edenler diye siyah-beyaz ayrılmış durumda değil. Ama bu tartışmayı buraya taşımak da mümkün değil. Şahsen tek söyleyebileceğim, pornonun cinselliğin dolaysız sunumu olduğunu düşünmenin bir yanılsama olduğudur. Yanılsama kelimesini özellikle kullanıyorum çünkü porno, her ne kadar dolaysız gösterim gibi görünse de aslında kurgudur (hele anaakım porno sektöründe bariz bir biçimde öyledir). Türü, tarzı ne olursa olsun, arada “perde” olduğu müddetçe, izleyiciyi basit bir bakış eylemine indirgeyen, bir kurgu fantezi dünyasına sokan bir yapımdır.

    Örneğin Baudrillard’ın “Savaş Pornosu” isimli, Irak savaşı özelinde yazdığı güzide bir makalesi var, insanların en ince detayına kadar şiddeti ekranlardan izlemesinden bahseder; gerçeğin bu aşırı sunumu, izleyenlerin yabancılaşmasına, simülasyon dünyasına girmesine neden olur ona göre. İzlenen şey artık savaşın kendisi değil bir parodisidir. Baudrillard’ın pornoyu bir terim olarak kullandığı zaman ahlakçılık yaptığını hiç sanmıyorum.

    Medya, oldukça uzun zaman boyunca “sansayonel manşeti” okuyucuları için bir yem olarak kullanmış. Bugün internetle beraber herşeyin daha da hızlandığı bir dünyada rating için daha fazla çaba sarfetmesi gerekiyor. Bunun sınırı ise kaliteli habercilik yapanlar ile tabloid gazeteler arasındaki ayrımda belirliyor. Galeri haberciliğinin, haber almak isteyen kişiyi, konuyla alakasız fotoğraflar arasında gezinen, bir nevi dikizciye -haber alandan ziyade bir tür gerçeklikten kopuk zevk duyana- indirgediğini söylüyoruz. Şahsen ben, sadece bedeni metalaştıran haber galerilerinde değil, çok önemli bir haber alacağım düşüncesi yaratan bir başlığa tıklayıp ıvır zıvır şeylerle dolu fotoğraf galerilerinin arasına düştüğümde de aynı dikizciliğe sürüklendiğimi hissediyorum. Meramımız budur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir