Tecavüz Hakkında Vazgeçmemiz Gereken Efsaneler

Bülent Somay, tecavüz hakkında vazgeçmemiz gereken efsaneleri anlatıyor:

“Tecavüzcü Hastadır.”

Değildir. Hepimiz gibi, her erkek gibi normaldir. Tam da bu nedenle her erkek potansiyel bir tecavüzcüdür. Buna ben de dahilim. Bahanelerimiz farklı olabilir: “Abazandım”; “Kendi kaşındı”; “Naz yapıyor sandım”; “Sarhoştum”; “Başta o da istiyordu”, “Zaten Ermeni/Kürt/Boşnak/Japon/Gavur/Alevi/Ezidi/Gayrimüslim” (kendi deneyimlerinizden ekler yapabilirsiniz). Nedenlerimiz de farklı olabilir. Arkadaş/mahalle baskısı, kendini kanıtlama ihtiyacı, erkekliğinden emin olamama, “Ya şu anda vazgeçersem de sonradan arkamdan dalga geçilirse” kuşkusu, yanına kalacağına dair salakça bir özgüven, kadının zaten tecavüz edilmeyi istediğine inanma, öfke, intikam, etnik temizlik, “Kafirin kadını bana helaldir” imanı. Nedenlerden bahanelere giden yol ise kişiye göre değişebilir. Ancak bu yolların hiçbiri “patolojik” değildir. Tecavüzcü normaldir. Tecavüzün yanına kar kalmasını sağlayan, ya da tecavüz yoluyla kanıtladığını sandığı “erkekliğin” dünyanın en kıymetli şeyi olduğunu söyleyen toplumsal yapı hastadır, ama bu hastalığın (kimyasal ya da fiziksel) bir ilacı yoktur. Tek ilaç, kendisinin de potansiyel bir tecavüzcü olduğunu bile bile bunu yapmayan, başkasının yapmasına gücü yettiğince engel olmaya çalışan erkekler, tecavüze uğrasa bile yenilmediğini, boyun eğmediğini gösterebilen kadınlardır.

“Tecavüz kadınlara karşı işlenen bir suçtur.”

Değildir. Tecavüz mağdurları çoğunlukla kadındır, ama kız ya da erkek çocuk, erkek ya da kadın eşcinsel, transseksüel ya da transvestit de olabilir. Tecavüz suçunun birleştirici yanı mağdurlarının aynı cinsiyetten (kadın) olması değil, faillerinin aynı cinsiyetten (erkek) olmasıdır. O yüzden tıpkı tecavüzde olduğu gibi şiddet ve cinayette de, “kadına karşı şiddet” ya da “kadın cinayeti” demektense, “erkek şiddeti”, “erkek cinayeti” demek daha doğrudur. O yüzden de tecavüz (ve şiddet ve cinayet) bir “kadın sorunu” değildir. Herkesin sorunudur. Hepimiz tecavüze ve şiddete uğrayabilir, hepimiz gözü dönmüş erkek cinayetine kurban gidebiliriz. Bazılarımız (yani erkek olanlarımız) tahterevallinin iki ucunda da oturuyoruz. O yüzden güvenilmeziz; her an konum değiştirebiliriz. O yüzden mağdur konumundan kurtulmanın karşı tarafa atlayıp gaddar konumuna geçmek olmadığının, herkesin mağduriyetine karşı mücadele etmek olduğunun bize tekrar tekrar anlatılması gerek. Ta ki ezberleyene kadar.

Nan-Goldin-Heart-shaped-Bruise-NYC-1980-Cibachrome“Tecavüz cinsel bir suçtur.”

Değildir. Tecavüzün cinsellikle hiçbir ilişkisi yoktur. Tecavüz kendisine erkek olduğunu anladığı andan itibaren iktidar vadedilen, ancak bu vaad hiçbir zaman yerine getirilmediği (getirilemeyeceği) için “kendi göbeğini kendi kesmeye” karar veren çaresiz erkeğin hezeyanıdır. O yüzden tecavüzün içinde “duhul” olmasa da olur. Cinsel organlar hiç devreye girmese de olur. Koca dayağı, baba dayağı, polis dayağı, öğretmen dayağı, askerde “üst” dayağı, okulda ya da mahallede zorba dayağı, bunların hepsi tecavüzün kamufle edilmiş biçimleridir. Amaç ise cinsel haz almak değildir (hazzın o kadarı masturbasyonla da alınır). Amaç diğerini, farklı olanı, kadını, çocuğu, eri, göstericiyi, “benim gibi olmayanı” sindirmek, dize getirmek, tercihan irademizi ona kabul ettirmektir. O yüzden tecavüzcünün en içten fantazisi, tecavüz nesnesinin bir aşamada rıza göstermesi, “hayır”ının “evet”e dönüşmesidir. Ama maalesef, o fantazisi gerçekleşirse de işin “tadı kaçar”, tecavüzcü de yeni bir tecavüze yelken açar. Çünkü amacı tatmin filan değildir, iktidarsızlığının yeniden ve yeniden ortaya çıkmasıdır. Tecavüz imkansız bir iktidar gayretidir, o yüzden her yerdedir.

sue williams“Tecavüz sokakta olan bir şeydir.”

Değildir. Tecavüz çoğunlukla evde olur. Evdeki tecavüzlerin çoğu kendi evinizde olur. Kendi evinizdeki tecavüzlerin çoğu da aile evinde olur. Tam da bu yüzden aile evindeki tecavüzlerin çoğu bildirilmez, saklanır. Sokaktaki tecavüzü ise gizlemek daha zordur. Basında bunlar vurgulanır, polis raporlarına bunlar geçer, bunlar tartışılır. O yüzden de tecavüzün sokak serserileri, sarhoş minibüs ya da taksi şöförleri, evsiz-barksızlar, uyuşturucu bağımlıları tarafından yapılan bir şey olduğu efsanesi yaygınlaşır. Tecavüz “ötekinin” üstüne atılır, vicdanlar rahatlar, her şey eskisi gibi devam eder. Böylece evdeki tecavüzcünün (kocanın, akrabanın, üvey ya da öz babanın) işi biraz daha kolaylaşmış olur. Oysa yapılan bütün araştırmalar tecavüzün ve cinsel tacizin tam da burada, baba evinde başladığını söylüyor. Üstelik bu öyle dehşetengiz bir tecavüzdür ki, kardeşleri, anneyi de suç ortağı yapar. İkide bir “Ya sizin kızınız tecavüze uğrasaydı!” lafını ederler, aile evindeki bu sorunu görmezden gelmektedirler. Freud bize “tekinsiz” olanın (Unheimlich–“ev dışı”) tam da evin içinde, evin göbeğinde olduğunu söyler. Tecavüz dışarıda değil içeridedir. Sokakte değil evde, başkasında değil kendimizde. Bunu kabul etmeden bıraktım sorunu çözmeyi, ne olduğunu bile anlayamayız.

artemisia-gentileschiTecavüzden sonra en yüksek sesle bağıran, tecavüze en şiddetle karşı olandır.”

Değildir. Tecavüzden en derinden etkilenenler genellikle yaşadıkları ya da (kişisel olarak ya da kamusal alan üzerinden) tanık oldukları bir tecavüz olayından sonra sessiz bir yas sürecinden geçerler. Ancak bundan sonra şikayetlerini, itirazlarını, protestolarını ya da isyanlarını dile getirirler. Bir tecavüz olayının hemen ardından, sadece faili hedef alarak, faili toplumdan (ve tabii ki kendilerinden) ayırıp şeytanlaştırarak “Şerefsizler, ahlaksızlar, alçaklar, katiller, ruh hastaları!” diye haykırmaya başlayanlar, faile (çoğu kez tecavüz kadar kötü olan cinsiyetçi aşağılamalarla) hakaret yağdıranlar, aslında tecavüz fiiline en yakın olanlardır. Zaten o ölçüsüz öfkenin esas nedeni de farkında olmadan (ya da olmamaya çalışarak) o tecavüzcüyü içlerinde, yanıbaşlarında hissediyor olmaları, kendilerini bu yakınlıktan korumaya çalışmalarıdır. O yüzden bir tecavüzün ardından ilk yapılması gereken şey (olaya yakınlığımızla orantılı) bir yas sürecinden geçmemize zaman tanımaktır. Hakkıyla yaşanmış yası izleyen isyan, hedefine ulaşır. Sesi en çok çıkan ise tecavüze en uzak duran kişi değildir. Tam tersine, tekinsiz bir biçimde yakın olandır.

“Tecavüz Türkiye’ye, Şark’a, Azgelişmişliğe özgü bir sorundur.”

Değildir. Tecavüz erkek egemenliği, ataerkillik nerede varsa oraya özgü bir sorundur. Dolayısıyla bildiğimiz dünyaya özgü bir sorundur. “Gelişmiş ülkelerde böyle şeyler olmuyor,” hayali, asırlık Kemalist yanılsamanın, “Ah bir modernleşsek, muasır medeniyet seviyesine gelsek, tüm sorunlar kendiliğinden çözülecek,” kör inancının bir ürünüdür. “Gelişmiş” (siz onu “Kapitalistleşmiş” diye okuyun) ülkelerde de aynı şeyler oluyor. Öz kızını bodruma kapatıp karısının ve oğullarının da işbirliğiyle onyıllar boyu tecavüz eden Frizl, Avusturyalıydı. ABD’de sırf taciz, tacavüz ve çocuk istismarı işlerine bakan özel bir polis birimi var (SVU); onların maceralarından yapılan TV dizisi (Law & Order SVU) on dokuz sezondur (400’den fazla bölüm) gösteriliyor. Vakaların çoğu gerçek olaylardan esinlenme. İsveç, Avustralya ve ABD’de tecavüz oranları Türkiye’den çok yüksek. Hadi diyelim, Türkiye’de şikayetçi olmak daha zor. Demek ki üç aşağı beş yukarı aynı. Tecavüzün “ilkellikle”, “barbarlıkla”, “az gelişmişlikle” bir ilgisi yok. Erkek egemenliği ve Ataerkillik (baba egemenliği) en gelişmiş kapitalist ülkede de, en geleneklsel Şark toplumunda da hüküm sürüyor. Kadınların “gelişmiş” ülkelerde kazandığı haklar gözümüzü boyamamalı. Kuşkusuz bu hakları savunmak, dört elle sarılmak şart, ama sorunları “çözdükleri” hayaline de kapılmayalım. Nitekim, son on küsur yılda Türkiye’de kadınlara bir sürü hak tanındı, cinsel şiddete ve tecavüze karşı yasalar çıkarıldı. Sorun çözüldü mü? Cumhuriyetin ilk yıllarında “verilen” haklar hangi sorunu çözmüştü? Ataerkillik neredeyse tecavüz de oradadır. Tecavüzden “gelişerek” değil, erkek egemenliğine son vererek kurtulabiliriz.

Bülent Somay

Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü Öğretim Görevlisi ve Kültürel İncelemeler Yüksek Lisans Programı Direktörüdür. Metis yayınlarından çıkan Geriye Kalan Devrimdir (1997)  Tarihin Bilinçdışı (2004), Bir Şeyler Eksik (2007) ve Çokbilmiş Özne (2008) kitaplarının yanı sıra, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan  The View from the Masthead: Journey through Dystopia towards an Open-Ended Utopia isimli kitabı bulunmakta.

*Görseller sırayla: Nan GoldinHeart Shaped Bruise, Sue Williams – Funny Thing Happened On The Way To…, Artemisia Gentileschi  – Susanna ve Yaşlılar

Etiketler

14 Yorum

  • Hasan Emre dedi ki:

    tecavüzün ne olduğunu ve olmadığını, çok iyi açıklayan bir yazı. seneler önce okumuştum ve az önce, kafamdaki tecavüz tanımını tekrar sağlamlaştırmak isteyince, aklıma hemen bu yazı geldi. yana yakıla aradım ve zor da olsa buldum. bu kadar önemli bir konuyu böyle net açıkladığınız için teşekkür etmek istiyorum.

  • sema dedi ki:

    Başlangıçta kullanılan normal erkek bence de yanlış olmuş. Bastırılmış duygular ve küçükken gördüğü taciz bir erkeği, kadından daha çok iter tecavüze. Yapısal olabilir bu yatkınlık. İnsanık defolusu olmaz tabiki. Bugün türkiyede yaklaşık 50 bin ilkokul var ve bu okulların her birinden 1 tane sorunlu öğrenci mezun etsek neredeyse bayburt merkezi kadar patalojik vaka durur önümüzde. Önlemi en başta almak bence en güzel çözüm. İstediğin kadar reform yap halk değişime yatkın değilse bu yıllar sürüyor. İnkılaplar mesela. Bence bu işe en baştan başlamak en az maliyet.

  • Mustafa dedi ki:

    Birinci paragraf tamamen saçma.

  • Eda dedi ki:

    Tecavüz toplumun en büyük utançlarından birisi ve çözümü için çalışılması gereken bir yara. Her uğraşının bu konuya çözüm için ufak da olsa faydası olduğunu düşünsem de bu yazı üniversite çalışanı tarafından gönderilmiş olmasına rağmen bilimsellikten uzak yazılmış. Keşke televizyondaki uyduruk bir dizi yerine düzgün istatistiklere yer verseydi. Diğer yorumcuların da yazdığı gibi Kemalizm yorumu tutarsız, dayanaksız ve alakasız.

  • ferit s dedi ki:

    Bu tespitler birer uzman görüşü müdür? Bu konuda yapılmış bilimsel çalışmalara mı dayandırılıyor? Tecavüzcünün normal olduğu fikri aklıma yatmadı. Daha çok “antisosyal kişilik bozukluğu” ile ilişkilendirildiğini sanıyordum.

    Eğer bunlar yazarın duygularını ifade edişinden ibaretse, bu kadar keskin tespitler içermemeli

  • ayse oz dedi ki:

    Tecavuz sucu aslinda burada anlatildigi kadar basit degildir…tecavuz, kontrol kurma isteginin agir basmasindan tutun, sadist duygulari gidermek, iktidarsiz erkeklerin yalnizca tecavuz ederken tatmin olmasina chavulenko -rus seri katil- en iyi ornektir buna. Sahip olmak…bircok sebebi var, encok da kadin dusmanligi var. Psikopatiyi anlamadan bilmeden tecavuzcuyu anlayamayiz. Maalesef ulkede konuyla ilgili yetkin bir uzman yok. Ingilizceniz varsa yabanci kaynaklara bakmanizi oneririm. Yuzeysel bir yazi…

  • Berkant dedi ki:

    Değildir. Hepimiz gibi, her erkek gibi normaldir. Tam da bu nedenle…”

    Böyle bir neden yoktur. Olmayan bir neden, üzerine yapılan kurgu yazıyı ya da söylemi çok önemliymiş gibi gösterse bile, temele dönüldüğünde yani aslında olmayan kurama bakıldığında bütün söylem boşluğa düşer. Her erkek potansiyel katildir, hatta her insan potansiyel seri katildir, her insan potansiyel hırsızdır, her insan potansiyel işkencecidir, her insan savaş suçlusudur…. bakışı bir o kadar hastalıklı bakış açısıdır. Bu bakış açısı şu andaki dünyamıza hakim olan yöneticilerin baktığı bakış açısıdır. İlacın olmayışı hastalığın olmadığı anlamına gelmez. Bu durum da herşey normaldir, her erkek böyledir bunu kabul edelim demek, olayı normal algılatmak yönünde çabadır. Bu söylemin sadece Bülent bey tarafından yapıldığını değilde, televizyonlarda , gazetelerde bir kaç ay süre ile yayınlandığını düşünürsek, o zaman bütün ülke ve dünyadaki erkekler evet ben tecavüzcüyüm diye dolaşır, karşılık olarak da,kimse çocuğunu kızını… dışarıya çıkartamaz, hatta kendileride çıkmazlar, ne de olsa herkes dışarıda tecavüzcü.

    Bu yazının doğru olduğunu kabul edersek, yarından itibaren sokağa çıktığımızda, 7 den 70 e herkese ooo bunlarla nası ilişkiye girelim gözüyle mi bakmalıyız. Bugüne kadar hiçaklıma gelmedi ama demekkitam erkek değilmişim, böyle bakarsam erkek olurum gibi bi algımı geliştirmeliyiz.?

    O zaman mantığı tersine çevirdiğimizde tecavüz etmeyi düşünmemiş veya bundan iğrenmiş bir erkek, erkek olmuyor. Demek ki bu kişi hastalıklı. O zaman böyle düşünenleri tedavi edelim mi demeliyiz?

    “Tecavüz cinsel bir suçtur.”
    “Değildir. Tecavüzün cinsellikle hiçbir ilişkisi yoktur. ” Ördeğe tecavüz edeninde mi egoları vardı. Ördek niye bana saygı göstermiyor diye mi tecavüz etti? Ördek gerçekten tecavüzcüyü hiçe mi sayıyordu? Komik…

    Tecavüz hem cinsel suçtur hem değildir. Farklı nedenleri olabilir.

    Başta dediğim gibi yanlış temelle başlamak , devamında da yanlışlık getirecektir.

  • adnan basaran dedi ki:

    Yazinizin sonuç bolumunde gelenekci ataerkil kafa yapisinin değişmesi gerektiğini soylemissiniz..bence en köktenci çözüm o.Batakligi kurutmak yani. Cezalari artırmakla ya da sadece kadinlara hak vermekle olmuyor. Ama bu yolu da elestirdiginiz ya da yetersiz gördüğünüz Atatürk ya da Atatürkçülük açti.Tamam belki tam basaramadi ama boyle kökleşmiş bir yapi da öyle bir kişinin ya da bir grubun …bir kusagin yapacagi isler değil..Onlar baslatmis..e bir tas da sonrakiler koysun…milletin kaç çocuk yapacagini..nazil doguracagini soyluyecegine..kadinlarin kıyafeti hakkında laf yetiştireceklerini Atatürk gibi millete ornek olsunlar..onu da aşsinlar..Atatürkün yaptiklarinin yetersiz olduğunu söylesinler..Atatürk yol göstermiş…Cagi yakalayan demiş..sürekli reform yapin demiş..ne var bunda…başka yol varsa söyleyin de biz de bilelim..

  • yunus dedi ki:

    Kadın hamile.
    Bebek erkekmiş.
    Aile mutlu, çok mutlu.
    Bebek doğdu, pipisini amcalara gösterdi.
    Amcalarda bayram sevinci. Dünyanın en gerekli organını gördüler çünkü.
    Bebek terledi, çırılçıplak soydular, evde, misafirlikte, mahallede böyle gezdi. Bu hakka sahipti çünkü pipisi vardı.
    Bebek biraz büyüdü. Sünnet olacak. Davullar, zurnalar, hediyeler… Çocuk düşündü:
    “Sanırım bu çok önemli bir organ..”
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Üç beş güzel kız var gittikleri yerde, annesi babası dedi ki:
    “Hangisini alayım oğlum sana?”
    Çocuk düşündü:
    “Sanırım karşı tarafa sormaksızın seçme hakkım var.”
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Çocuk acıktı, sofrasını varsa kız kardeşleri ve annesi hazırladı. Yemek bitince topladılar.
    Çocuk düşündü:
    “Sanırım kızlar/kadınlar bana hizmet etmekle yükümlü.”
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Kalabalık bir yemek daveti, herkes masaya sığamayacak. Erkekler ve yaşlılar masaya oturdu. Çocuğu da masaya oturtturdular. Annesi ve varsa ablaları yerde oturuyordu.
    Çocuk düşündü:
    “Sanırım önemli olan erkeklerin konforu.”
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Servis yapılacak, önce erkeklere yemek verildi, erkekler yardım etmedi.
    Çocuk düşündü:
    “Sanırım öncelikli olan erkeklerin karnının doyması.”
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Çocuğun kız arkadaşı oldu.
    Bütün sülale duydu. Herkesin ağzı kulaklarında. Densiz bir amca:
    “Neler yapacan bahim gızlaraa” dedi.
    Çocuğun anne ve babası:
    “Oğlumdan iyisini mi bulacak?” dediler.
    Çocuk düşündü:
    “Sanırım en iyisini hak eden benim ve bu yüzden kızlara rızayla ya da rızasız istediğimi yapabilirim.”
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Çocuk büyüdü, arkadaşlarıyla dışarı çıktı, gezdi, eğlendi. Eve geç geldi, paşalar gibi karşılandı. Kız kardeşi eve geç geldiği için azar işitirken, dövülürken.
    Genç düşündü:
    “Sanırım eve istediğim saatte girip çıkabilirim.”
    Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Kavga etti, ağzı burnu kan içinde.
    Annesi, babası:
    “Koçum benim, helal olsun” dedi.
    Genç düşündü:
    “Sanırım güçlüyüm ve sorunlarımı bu şekilde halledebilirim.”
    Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Genç büyüdü.
    Ama bir türlü adam olamadı.

  • Miray dedi ki:

    Yazı güzel bir bakış açısıyla yazılmış fakat kemalizm ve cumhuriyete de sırf lafı geçirmiş olmak için kel alaka değinmiş…

  • Harun Akbaşlı dedi ki:

    Yazı genel olarak bu zaman a değin bilinen gerçekliğin bir tür yanilsama olduğu vurgusunu çok basarili aktarmiş. Fakat Kemalizm i alakasızca yazıya dahil etmesi ve içeriğini boşaltan maalesef bilgi yoksunu bir şekilde tanımlama sı, bir bilim insanina yakışmamış.

  • ALPER dedi ki:

    Yazının geneline katılmakla birlikte şu kısmı zorlama ve abartı buldum:

    “Koca dayağı, baba dayağı, polis dayağı, öğretmen dayağı, askerde “üst” dayağı, okulda ya da mahallede zorba dayağı, bunların hepsi tecavüzün kamufle edilmiş biçimleridir.”

    Bülent’in bu benzetmeyi kullanırken yapmaya çalıştığı şeyi anlıyorum. Kadına karşı şiddetin de aynı tecavüz kadar korkunç ve kabul edilemez birşey olduğunu vurgulamak için yapıyor bunu. Doğru bir niyet. Ama bu niyet bize tecavüz kavramının işaret ettiği şeyin sınırlarını genişletme hakkı vermiyor. Aksi takdirde ortaya çıkan şey tecavüz mağdurlarının deneyimlerinin ayrıksılığını bulandırıyor ve okurun bu deneyimin neden başka hiçbir şeye benzemeyen bir dehşet unsuru taşıdığını anlamasını zorlaştırıyor.

  • Elçin dedi ki:

    Twitter’dan, yazıda kullandığımız Nan Goldin fotoğrafı ile ilgili tepki geldi. Fotoğrafı seçen editör olarak sanırım bir açıklama yapmam gerekiyor. Fotoğraf, sanatçının 1979-1986 yılları arasında çektiği fotoğraflardan oluşan The Ballad of Sexual Dependency (Cinsel Bağımlılık Baladı) isimli dizinin bir parçası. Nan Goldin, bu yıllarda elinden kamerasını bırakmayarak, onlardan biri olduğu ve “geniş ailem” dediği New York alt kültüründen insanları; drag queenleri, junkieleri, müzisyenleri, evsizleri, arkadaşlarını ve sevgililerini fotoğrafladı. Bütün bu süreç, aslında deneyimin doğrudan aktarıldığı bir nevi günlük. Bu fotoğraflarda cinsellik var, uyuşturucu var, şiddet var, aşk var, tıpkı hayatın kendisi gibi. Herşeyden önemlisi, bütün hikayeler görkemli temsillerden uzak bir şekilde veriliyor.
    Ben Heart-Shaped Bruise (Kalp Şeklinde Morluk) fotoğrafında sevgi ve istismar, şiddet ve cinsellik, bağımsız olma arzusu ve aidiyet ihtiyacı gibi ikililiklerin arasındaki o bulanık alanı görüyorum. Cinsiyetçilik, şiddet, tecavüz gibi büyük konuların minyatürleri, aslında her anımızda, bedenin her yerine sirayet edecek kadar düşük frekanslarda var. Bu alanı deşen kadın/queer hareketleri haricinde, büyük iddialı siyasilerin hep o bulanıklığın üstünden atladığını, hatta böyle yapmak son kertede verili cinsel kalıplarda hareket etmelerini sağladığı için işlerine geldiğini düşünmüşümdür. Aynı zamanda bu alan, iyi/kötü gibi ahlak terimlerine de sığmıyor, insanın kimliğini ve kendini her seferinde yeniden kurmasına, değiştirmesine veya yüzleşmesine imkan tanıyacak derecede dinamik. Oradaki kadın güçsüz bir kadın değil. Üstelik kameranın arkasındaki göz de bir kadına ait olunca, bu fotoğrafa Milliyet görseli demek büyük haksızlık oluyor.
    Bu yazıda haber sitelerinde çokça kullanılan ağlayan veya eliyle yüzünü kapatan kadın fotoğrafları seçmedim. Üç sanatçı da kadın. Üç kadın da (farklı tarihlerde yaşamasına rağmen Artemisia Gentileschi de) şiddete veya tecavüze uğramış ve medya görsellerinin ezberletmeye çalıştığının aksine utanan değil güçlü kalan, deneyimlerini sanatlarına aktaran kadınlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir